MÜZİK SİSTEMİNİZİ LÜTFEN AÇINIZ !... ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

 

Hüseyin Çelebi oğlu Hacı Halil Evi

Hüseyin Çelebi oğlu Hacı HALİL evi

Yapım yılı 1830 / söküm 1987

 

GEÇİM KAYNAKLARI        :

Biraz nostalji dolu olması sebebiyle bu konuyu iki aşamalı olarak değerlendirmek uygun olur.

 

 TARIM 1980 yılından önceki ve sonraki durum 

 

Köyümüzün arazileri köy halkının önemli bir çoğunluğu büyük şehirlere veya yurt dışına göç etmezden önce tüm tarlalar kara sığır denilen “öküz” veya kömüşle “manda” ile ekilirdi. Ekim aracı olarak önceleri kara saban (1975 yılından önce) sonra pulluk kullanılarak tarlalar sürülmekte idi.  Günümüzde bazı aileler yine pullukla evlerine yakın olan arazileri ahırında birkaç hayvan besledikleri için onların saman ihtiyacı için ekerler. Bazı aileler ise düz arazilerini traktörle para karşılığı ektirirler.

 

Genel olarak bölgemiz ve köyümüz eğimli arazi yapısına sahip olduğundan, tarımsal faaliyetlerin sürdürüldüğü yerler eğimli arazi olduğundan, ancak hayvan gücüyle ekilebilmektedir. 

 

Ekilip biçilen tarlalarda her yıl bölgesel olarak dönüşüm sağlanırdı. Bu yıl buğday hasat yapılan tarlaya gelecek yıl mısır ekilirdi. Nadas denilen dinlendirme uygulanmazdı. 

 

1980 yılından önce ekimi yapılan ürünler           

            Buğday

            Mısır

            Arpa

            Yulaf

            Darı

            Keten

            Ay Çiçeği ( mısır içine ekilir  - diğer adı Günlük )

            Nohut  ( mısır içine ekilir)

            Yer Fasulyesi ( mısır içine ekilir )

            Ziraat Darısı ( mısır içine ekilir, süpürge yapılır )

            Mercimek

Köy evlerinin bulunduğu yerleşim alanı çevresinde, genel olarak da her evin alt kısımında olan arazilere yerel halkın “Bastan” dediği bahçelerde ise sebze türü bitkiler mevsimlik olarak yetiştirilirdi.           

Ekimi ve dikimi yapılan sebze türleri

       

            Kara lahana ( Her bir hanenin bostanından eksik olmaz )

            Koca Bakla ( Hos bakla )

            Pırasa

            Taze Fasulye ( Sırık Fasulyesi )

            Kabak

            Domates

            Biber

            Pazı

            Patates

            Kıvırcık

            Salatalık           

            Tarımsal faaliyetler sonucu elde edilen ürünler yaz ve kış mevsimi boyunca köy halkımızın kendileri ve iş gücünden, sütünden faydalandığı hayvanlarının temel besin kaynaklarını oluştururdu. 

Köyümüz çevresinde doğal olarak yetişmiş bitki türlerinden olan meyve cinslerinin verimliliğini artırmak için geçmiş dönemlerde atalarımız tarafından aşılamalar yapılmış. Halen onların döneminden günümüze kalmış pek çok sayıda meyve ağaçları yanı sıra günümüz köy halkı tarafından da ekilmiş olan meyve ağaçları ile doludur. Yine önceki yılları nostalji ile anmak gerekirse aşağıda isimlerini sıraladığımız meyvelerden  

            Ceviz

            Mürdüme Eriği

            Burnukızıl Eriği

            Beyaz Erik

            Kırmızı Elma

            Ekşi Elma

            Kızıl Elma

            Dağ Kirazı

            Aşılı Ak Kiraz

            Küpdeşen Armudu

            Dağ Armudu

            İstanbul Armudu

            Ahlat

            Ak Dut

            Kara Dut

            Beyaz İncir

            Siyah İncir

            Çavuş Üzümü

            Çilek Üzümü

            Koruk Üzümü (Kuş Üzümü)

            Kızılcık ( Kiren ) 

1980 yıllarına kadar yukarıda sıraladığımız meyve türlerinden yaz ve kış mevsiminde yenilebilen diğer alt ürünler elde edilirdi. Daha henüz gıdaları uzun süre konserve yaparak saklama yöntemleri ve buna ait araç gereçler yaygınlaşmamıştı. Geçmiş nostalji dolu yıllardan hatırlayabildiğim köyümüzün ileri yaşlardaki hanımları çeşitli meyvelerden yiyecek ve içecek türünden yaptıkları ürünleri aşağıda olduğu gibi sıralayabiliriz. 

            Dut ve Erik türlerinden Pestil yapımı : Dut, Erik gibi meyvelerin olgunlaşmış olanlar toplanıp iyice temizlenir Uzun süre kaynatıldıktan sonra şırası ince elekten geçirilir. Bir kapta biriktirilen şıra planya edilmiş temiz tahta üzerine eşit miktarda dökülüp yayılır. Kurutulduktan sonra tahta üzerinden sıyrılarak alınır. Kış veya yaz mevsiminde suda eritilerek soğukluk olarak içilirdi. 

            Erik, Elma, Elma ve Armut kurusu : Bu türden meyveler toplanıp yıkandıktan sonra, erikler bıçakla çizilir, elma ve armut türleri kaklama denilen yöntemle dilim dilim kesilir. Kiraz ise şoklama şeklinde kaynar suya daldırılıp çıkartılır. Her birisi için yapılan bu ön işlemlerden sonra yine o yıllarda sergi denilen güneş gören büyük tahta balkonlarında altına keten ipliği ile dokumuş yaygı bezi üzerinde kurutulurdu. 

        Erik, Elma, Dut gibi meyvelerden pekmez’de yapılırdı. Pekmez yapmak biraz daha zahmetli ve uzun süreli bir iştir. Saatlerce kazan kaynatılır, kıvamına gelinceye kadar karıştırılırdı. 

         Bal kabağı olgunlaşıp, üstü kesilip içi boşaltılıp kurutuldukdan sonra pekmez bunun içinde saklanırdı. 

      Cam, plastik ve paslanmaz çelik gibi ev eşyaları günümüzde olduğu kadar çok çeşitte hizmete özel olmadığından özenle, zahmetle hazırlanmış yiyecekleri saklama imkanları da zordu. 

     Günümüz modern ev mimarisinde şömine olarak adlandırılan, köyümüzde halen birçok ev halkının kullandığı ocaklarda odun ateşiyle kalaylı bakır kaplarda yiyecekler pişirilir veya kaynatılırdı. Bunun için çeşitli kalaylı bakır kaplar çevre kazalarda üretilir ve tüccarlar tarafından Ulus Cuma pazarında satılırdı. Bazen katır sırtında köy köy gezen tüccarlar tarafından da satışı yapılırdı. 

         Doğal çevrede kendiliğinden yetişen yöremizde “Kiren” olarak adlandırılan kızılcık meyvesi olgunlaşıp dalında kızarmış haliyle toplandıktan sonra yıkanıp kaynatılarak şırası çıkartılır. Şıra süzüldükten sonra tekrar içindeki öz su buharlaşıp, koyulaşna kadar kaynatılır. Bir kaba alınıp soğuyunca Kiren Şurubu olur. Yüz yıllardır bu türden doğal ürün imalatı halen yapılmaktadır. 

      1980 yıllarından sonra bu türden üretim faaliyetleri azalmış ve hatta yok olmuştur. Kırsal kesim olarak adlandırdığımız köy yerlerinde çeşitli örf adetlerle yetişmiş aile büyüklerinden öğrenilen bu türden bilgiler zaman içinde gelişen teknolojik imkanlarla yer değiştirmiştir. Bu türden faaliyetlerin yerini cam şiselerde konserve yapmak almıştır.  

        Derin dondurucu denen saklama dolapları insanların hizmetine sunulunca çeşitli meyveleri uzun süre aynı lezzetiyle saklama imkanı olmuştur. 

       Önceki yüzyıl içinde kırsal kesimde insanların tükettiği gıda çeşitleri çok sınırlı olması ve sadece kendi köyü çevresinde yetişen türden gıdaları değerlendirip, bunlarla hayatını sürdürmekteydiler.. 

         Günümüzde her hane halkı uzun süreli raf ömrü olan cam şişelerde konserve türlerini yapabildiğinden, dört mevsim yiyecek ihtiyacını gidermek üzere tüketim çeşitleri böylece artmıştır. 

         Köyümüzde meyvelerden elde edilen bu türden konserve ürünler çok miktarda yapılmakta olup, köyde yaşayan halkımızın ve büyük şehirlerde yaşayan yakınlarının sofralarından eksik olmaz. Köyümüzde yapılan ev konserveleri tamamen ekolojik olup, karışımında hazır aldığımız diğer konserve ürünleri gibi gıda katkı maddeleri içermez. 

         Biber ve yeşil domatesten turşular kurulur ve bunlar 25 yıl öncesine kadar ardıç ağacından yapılmış küçük boy fıçılar içinde saklanırdı. Oysa şimdi zararlı yönleri bilinmediğinden veya önemsenmediğinden olsa gerek, insan sağlığı için zararlı olan plastik bidonlara kurulduğu yer yer görülmektedir.

 

 HAYVANCILIK 1980 yılından önceki ve sonraki durum 

       Yüzyıllar boyu yöremizde ve köyümüzde tarımsal faaliyetleri yürütmek amacıyla toprağı işleyen insanlarımız gücünden faydalandıkları öküz ve manda hayvanları en yakını ve hatta aileden birileri olmuştur. Onlar için çeşitli benzetmeler, yakıştırmalar ve çoğu zamanda insanların boş zamanlarda bir araya geldiklerinde birbirlerine anlattıkları sohbet konularını oluşturmuştur. 

      Her hane halkı kara sığır dedikleri bir çift öküze veya kömüş dedikleri bir çift mandaya sahip olmak istemişlerdir. Çift sürmek amacıyla ahırlarında besledikleri bu türden hayvanlar ne kadar güçlü olur ise hem kendileri bu hayvanların peşinde yorulmaz ve hem de psikolojik yönden kafaları zinde olurdu. 

         Fakat o dönemlerde de günümüzde olduğu gibi ekonomik anlamda hali vakti yerinde olan aileler güçlü kuvvetli ve birbirlerine denk hayvanlara sahip olurdu. Bazen de çok çalışkan ve üretken olan aileler de bu türden hayvanlara sahip olduğu da olurdu. 

         Aile büyüklerinden çalışkanlığı ve üretkenliği görmeyen, her hangi bir hayvan varlığı intikal etmeyen aynı zamanda kendileri de çalışkan, üretken olmayan aileler o dönemlerde de günümüzde de hep fukara kalmışlardır. Kendilerinden sonra da çocuklarını da aynı yola mahkum etmektedirler. 

         Her hanede bir veya iki çift koşum hayvanı ve sağılan iki üç inek, koyun veya keçi bulunurdu. Ayrıca binek hayvanı olarak at, yük taşıma hayvanı olarak da katır veya eşek bulundurulduğu da olurdu. Hali vakti yerinde olup da biraz ağalık ruhu olanlarda mutlaka iyi bir binek atına sahip olmak da bir başka ayrıcalık konusuydu. Ama her fakirin mutlaka bir eşeği vardı. Çünkü su değirmenlerine genellikle zahire çuvallarını hanımlar sırtında taşıyarak getirirdi. Gariban ailenin hanımları da yaşam standartlarına uygun çelimsiz ve güçsüz olduklarından ağır yük işlerinin altında ezildiklerinden onlar ancak bu türden ağır yüklerini eşekleriyle getirirlerdi.. 

         Köy halkımızın elinde sahip olduğu tarlaları öküz veya mandalarla ekip, hasat ettiği ürünü de yine bu hayvanlara koştuğu arabalarla taşıdığından her evin ahırında hayvan bulunurdu. 

        Yük ve koşum hayvanlarına iyi bakmak her bir aile için önemli bir uğraş olması yanı sıra birbirine denk  bakımlı hayvana sahip olmak, köyde yaşayan bireyler için bir gurur kaynağıdır. Hele bir çift manda yetiştirmek ayrı bir sanattı. Bunların yetiştirilmesinin her bir evresinde birbirine olan denkliği ve görüntüsü sahip olan kişinin hep hayalinde olduğundan sanki gözlerinin önünden bir film şerdi geçer gibi övgülerle anlatırlardı. Koşum hayvanı olarak yetiştirilen mandaları bölgemizde daha çok tercih eden ve hayvan pazarlarında bahar mevsimi başlangıcından güz mevsimi sonuna kadar ormanda  ağaç kütüklerin çekimi (mahta) için dolgun ücret ödeyerek orman köylüleri satın alırdı. Bazen piyasa değerinin üzerinde uzun vadeli veresiye alındıkları dahi olurdu. 

      Her evin kendi süt ve yoğurt ihtiyacını karşılayacak sayıda inek beslenir. Bu ineklerden doğan erkek yavrular yani danalara  iyi bakılır, büyütülür ve koşum hayvanı olarak yetiştirilirdi. Günümüzde ise etlik veya kurbanlık olarak beslenmektedir. 

       Yöresel bir ata sözü dahi vardır, “ Öküz olacak dana dışkısından belli olur ” yani eğer gelecekte güçlü kuvvetli, gelişme gösteremeyecek danalar daha erken yaşta belli olur ve bunlar bir zaman sonra kesilip  köyde yakın komşuların et ihtiyacına karşılık para ile satılırdı. 

         Dişi doğan yavrular yani düveler ise o evin gelecekte analarının yerini alacak birer genç inek olurdu. İneklerden veya mandalardan sağılan sütler mayalanıp yoğurt yapılır. Taze yoğurt kaymakları biriktirildikten sonra tereyağı yapılırdı. (Bakınız tereyağı yapılışına) 

         Bazı evlerde keçi özellikle de koyun beslenir. Yine bunlar da kurbanlık, adaklık vs. olarak değerlendirilir. Hatta bu hayvanlar hane içinde kesilir ise postu tuzlanıp duvara çakılarak kurutulur, daha sonra evin içinde namaz kılmak için seccade yerine veya üzerine oturmak için kullanılırdı. Günümüzde postları ve hayvan derileri tuzlanıp satılarak paraya dönüştürülmektedir.

         Kurbanlık hayvanların derileri ise ilgili yasal kurum veya kuruluşlara bağışlanmaktadır. 

      Koyunlar Hırellez döneminde kırpılır, yünleri yıkanır, dövülür, kuruttuktan sonra eğrilir ve ip yapılırdı. Genellikle kış aylarında evin hanımları bazen erkekleri de yün ipten çorap örerlerdi. 

 

DOKUMACILIK 1975 yılından önceki durum  

     1975 yıllarından önce köyümüzün birçok evinde keten ipliğinden bez dokuması yapılırdı. Bunun için neredeyse her ev halkı keten eker. Daha sonra bundan bol miktarda keten ipi yapılırdı. Zaten yöremizin tarihsel geçmişine bakıldığında (Zafer ÇELEBİ, Uluslu İbrahim Hamdi Efendi ve Bilinmeyen Yönleriyle Tarihsel Coğrafyamız, Bartın/Ulus-2005, s.100-110) Ulus kazası Cuma pazarında keten ipliği ve keten bezi dokumacılığı üzerinden  ticareti dahi yapılırmış. Köy halkının yakın tarihte kadar “Yaygu” olarak adlandırdığı ve üzerinde meyve kurusu, akar suda yıkanmış buğday vs. kurutmak için kullanılan, el dokuma tezgahlarında keten ipinden dokunmuş bezler kullanılırdı.  

     Aile büyüklerimizin anlattıklarından hatırımızda kalmış olanlar şöyledir. Keten bezi dokumasını kesip biçtikden sonra  “Göynek” dedikleri giyeceklerini elde dikerlermiş. Keten bezinden yapılan giyim kuşam malzemeleri biraz sert olurmuş. Yumuşatmak için odun küllü, su dolu bakır kazanda bir gün ıslattıktan sonra, kaynatırlarmış. Kaynama sırasında kızıl renkli suyu çıkar, bir müddet kaynadıktan sonra dışarı alıp durulayıp, kuruturlarmış.  

       Yatak ve yastık yüzleri keten bezinden yapılır. Onlarda aynı yöntemle yumuşatılır. Yatak içine pamuk yerine iyice döğülmüş, yumuşatılmış keten çöpü doldurulurmuş. Yastık içine ise genellikle yün doldurulurmuş. Yorgan için ise pamuklu bez ve içine yün doldurularak her hane halkı kendisi yaparmış. Eflani bölgesinde pamuk ekimi yapıldığından o bölge halkı pamuklu dokuma işini bilir ve oranın tüccarları Ulus Cuma pazarında pamuklu bez satışı yaparlarmış. Yorganlık veya çarşaf gibi ihtiyacı olanlar zor ekonomik imkanlarına rağmen ancak satın alabilirlermiş. 

         İleri yaşta hanımlar ve erkekler bellerine kuşak sararlardı. Hanımların sardığı yün kuşak kök boyası ile boyanmış üç, dört renkli (siyah, mor, sarı, kızıl) ipten yine kuşak dokuma tezgahında elde dokunurdu. Erkeklerin beline sardığı yün kuşak ise yün ipinden doğal renginde dokunurdu. 

       Keten işlendikten sonra dokuma ipi eğirmek için uygun olmayan kaba çilelerinden yük veya hayvan bağlama ipleri ve daha kalın ip olan "Urgan" da yapılırdı. Köy yerinde bu türden gereçler sürdürülebilir geçim kaynakları açısından önemli araç gereçlerdendir. 

        Yaklaşık 30 – 35 yıldır keten bitkisi tarımı yöremizde yapılmaz iken 2005 yılında Kozcağız Beldemizde oluşturulmuş bir dernek bu konu ile ilgili kendi bölgesinde unutulmaya yüz tutulmuş bu bitkinin tarımının yapılması konusunda UNDP – Birleşmiş Milletler / GEF – Küresel Kalkınma Fonu / SGP – Küçük Destek Programı kapsamında yeni bir proje başlatmış ve ilgili fondan sağlanan maddi destekle bu bitkinin yörede eskiden olduğu gibi köy halkı ile birlikte tekrar bilinçli tarımı yapılacaktır. Burada başlatılan bu faaliyet sonucunda elde edilecek ürün piyasada ticari olarak gelir getirecek pazarı oluşur ise bölgemizin ve köyümüzün eski geçim kaynağı tekrar canlanmış olacaktır.  

 

AĞAÇ İŞÇİLİĞİ İNŞAAT İŞLERİ 1975 yılından önceki ve sonraki durum  

       Bölgemiz ormanlarla kaplı olması sebebiyle tarihsel süreç içinde yöremizde tüm köy evleri en son 1940 senelerinden önce ahşap geçme tekniğinde yapılmış. Bizim köyümüzde de eski ahşap evler iki katlı olup, ahır olarak kullanılan alt kat yuvarlak ağaç kütük geçme, ev olarak kullanılan üst kat ise kalas geçme tekniğinde yapılırmış. Bu türden evler köyümüzde pek kalmamıştır. Ancak Ulus kazasına bağlı diğer köylerde örneğin Yeniköy'de hala ayakta kalan sağlam ahşap evler mevcuttur. 

    Ahşap geçme tekniğinde yapılan evin her bir metrekaresi insan emeğinin çok yoğun harcandığı yapılardır. Yeni bir ev yapmanın hazırlığı önce ormanın derinliklerinde başlarmış. Kalas ve kütük geçme işine uygun ağaçlar ev yapacak kişilerce sonbahar döneminde ağaçlar yapraklarını döktükten sonra balta ile kesimine başlanırmış. Kesilen ağaçların dış kabukları soyulduktan sonra uygun bir yere hayvan yardımıyla çekilerek guruplar halinde yığılırmış. Kesim kış mevsim öncesinde yapılmış  olması sebebiyle kütük yığınları üzerinden bir kış mevsimi geçer, sonra ilkbahar mevsiminin sonlarına doğru kütükler inşaat yapılacak yere büyük zahmetler sonrası hayvan yardımıyla çekilerek getirilirmiş. 

        Bundan sonra işin ehli olan ahşap yapı teniğini iyi bilen usta kişiler devreye girerler. Genellikle ikişerli grup halinde ellerinde hızarları köy köy ağaç kütükten kalas biçerler.           

      Ev yapılacak yer düzlenir, evin oturacağı zeminde temel oturma yerleri açılır. Yaklaşık toprak altında bir metre derinlikte başlayan kuru taş temel toprak üstünde yerin eğimli veya düz olması durumuna göre 0.5 - 1 metre kuru taş temel yukarı çıkartılırmış. Çok önceleri (1700 yılları) kuru taş temel üzerinde yuvarlak kütük geçme şeklinde ahırların yer aldığı bölüm ve üst katta kalas geçme ev bölümü inşaa ediliriş. Sonraki yıllarda (1800 yılları) uygulanan teknik alt ve üst kat aynı formda her iki bölüm de kalas geçme tekniğinde inşaa edilmeye başlanmış. Bununla beraber evin iç donanımları da değişmiş. Eski dönemde yaşamsal barınma ihtiyacı olan yapılara, sonradan yüzeyi rendelenmiş ahşap el işçiliği olan dolaplar tavanlar ve biraz da oymacılık işleri ile süslenmiş evler inşaa edilmeye başlanmış.            

       1900 - 1940 yılları arasında yapılan köy evlerinde ise alt katlarda yine yuvarlak kütük geçme üst katta ise ahşap karkas içine ağaç dolgu yapılır. Dış cepheye yatay ve bir biri üzerine binmeli tahta kaplanırmış. Bu tarz yapıya örnek köyümüzde namı Bacaksız olan merhhum Mehmet TÜRKER' in yaptırdığı 1937 tarihinde yaptırdığı evi gösterebiliriz.

 

ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

Zafer ÇELEBİ

GSM 0535 308 16 56

E-Posta Gönderebilirsiniz........!

MSN Massenger İletişimi Sağlayabilirsiniz....!