Biraz nostalji dolu olması sebebiyle
bu konuyu iki aşamalı olarak değerlendirmek uygun olur.
TARIM
1980 yılından önceki ve sonraki durum
Köyümüzün arazileri köy halkının
önemli bir çoğunluğu büyük şehirlere veya yurt dışına göç etmezden
önce tüm tarlalar kara sığır denilen “öküz” veya kömüşle “manda” ile
ekilirdi. Ekim aracı olarak önceleri kara saban
(1975 yılından
önce) sonra pulluk
kullanılarak tarlalar sürülmekte idi. Günümüzde bazı aileler
yine pullukla evlerine yakın olan arazileri ahırında birkaç hayvan
besledikleri için onların saman ihtiyacı için ekerler. Bazı aileler
ise düz arazilerini traktörle para karşılığı ektirirler.
Genel olarak bölgemiz ve köyümüz
eğimli arazi yapısına sahip olduğundan, tarımsal faaliyetlerin
sürdürüldüğü yerler eğimli arazi olduğundan, ancak hayvan gücüyle
ekilebilmektedir.
Ekilip biçilen tarlalarda her yıl
bölgesel olarak dönüşüm sağlanırdı. Bu yıl buğday hasat yapılan
tarlaya gelecek yıl mısır ekilirdi. Nadas denilen dinlendirme
uygulanmazdı.
1980 yılından önce ekimi yapılan
ürünler
Buğday
Mısır
Arpa
Yulaf
Darı
Keten
Ay Çiçeği (
mısır içine ekilir - diğer adı Günlük )
Nohut
( mısır içine ekilir)
Yer Fasulyesi
( mısır içine
ekilir )
Ziraat Darısı
( mısır içine
ekilir, süpürge yapılır )
Mercimek
Köy evlerinin bulunduğu yerleşim
alanı çevresinde, genel olarak da her evin alt kısımında olan
arazilere yerel halkın “Bastan” dediği bahçelerde ise sebze türü
bitkiler mevsimlik olarak yetiştirilirdi.
Ekimi ve dikimi yapılan sebze
türleri
Kara lahana
( Her bir hanenin bostanından eksik olmaz )
Koca Bakla (
Hos bakla )
Pırasa
Taze Fasulye
( Sırık Fasulyesi )
Kabak
Domates
Biber
Pazı
Patates
Kıvırcık
Salatalık
Tarımsal faaliyetler sonucu elde edilen ürünler yaz ve kış mevsimi
boyunca köy halkımızın kendileri ve iş gücünden, sütünden
faydalandığı hayvanlarının temel besin kaynaklarını oluştururdu.
Köyümüz çevresinde doğal olarak
yetişmiş bitki türlerinden olan meyve cinslerinin verimliliğini
artırmak için geçmiş dönemlerde atalarımız tarafından aşılamalar
yapılmış. Halen onların döneminden günümüze kalmış pek çok sayıda
meyve ağaçları yanı sıra günümüz köy halkı tarafından da ekilmiş
olan meyve ağaçları ile doludur. Yine önceki yılları nostalji ile
anmak gerekirse aşağıda isimlerini sıraladığımız meyvelerden
Ceviz
Mürdüme Eriği
Burnukızıl Eriği
Beyaz Erik
Kırmızı Elma
Ekşi Elma
Kızıl Elma
Dağ Kirazı
Aşılı Ak Kiraz
Küpdeşen Armudu
Dağ Armudu
İstanbul Armudu
Ahlat
Ak Dut
Kara Dut
Beyaz İncir
Siyah İncir
Çavuş Üzümü
Çilek Üzümü
Koruk Üzümü
(Kuş Üzümü)
Kızılcık (
Kiren )
1980 yıllarına kadar yukarıda
sıraladığımız meyve türlerinden yaz ve kış mevsiminde yenilebilen
diğer alt ürünler elde edilirdi. Daha henüz gıdaları uzun süre
konserve yaparak saklama yöntemleri ve buna ait araç gereçler
yaygınlaşmamıştı. Geçmiş nostalji dolu yıllardan hatırlayabildiğim
köyümüzün ileri yaşlardaki hanımları çeşitli meyvelerden yiyecek ve
içecek türünden yaptıkları ürünleri aşağıda olduğu gibi
sıralayabiliriz.
Dut ve Erik türlerinden Pestil yapımı : Dut, Erik gibi meyvelerin
olgunlaşmış olanlar toplanıp iyice temizlenir Uzun süre
kaynatıldıktan sonra şırası ince elekten geçirilir. Bir kapta
biriktirilen şıra planya edilmiş temiz tahta üzerine eşit miktarda
dökülüp yayılır. Kurutulduktan sonra tahta üzerinden sıyrılarak
alınır. Kış veya yaz mevsiminde suda eritilerek soğukluk olarak
içilirdi.
Erik, Elma, Elma ve Armut kurusu : Bu türden meyveler toplanıp
yıkandıktan sonra, erikler bıçakla çizilir, elma ve armut türleri
kaklama denilen yöntemle dilim dilim kesilir. Kiraz ise şoklama
şeklinde kaynar suya daldırılıp çıkartılır. Her birisi için yapılan
bu ön işlemlerden sonra yine o yıllarda sergi denilen güneş gören
büyük tahta balkonlarında altına keten ipliği ile dokumuş yaygı bezi
üzerinde kurutulurdu.
•
Erik, Elma, Dut gibi
meyvelerden pekmez’de yapılırdı. Pekmez yapmak biraz daha zahmetli
ve uzun süreli bir iştir. Saatlerce kazan kaynatılır, kıvamına
gelinceye kadar karıştırılırdı.
•
Bal kabağı olgunlaşıp, üstü
kesilip içi boşaltılıp kurutuldukdan sonra pekmez bunun içinde
saklanırdı.
•
Cam, plastik ve paslanmaz
çelik gibi ev eşyaları günümüzde olduğu kadar çok çeşitte hizmete
özel olmadığından özenle, zahmetle hazırlanmış yiyecekleri saklama
imkanları da zordu.
•
Günümüz modern ev mimarisinde
şömine olarak adlandırılan, köyümüzde halen birçok ev halkının
kullandığı ocaklarda odun ateşiyle kalaylı bakır kaplarda yiyecekler
pişirilir veya kaynatılırdı. Bunun için çeşitli kalaylı bakır kaplar
çevre kazalarda üretilir ve tüccarlar tarafından Ulus Cuma pazarında
satılırdı. Bazen katır sırtında köy köy gezen tüccarlar tarafından
da satışı yapılırdı.
•
Doğal çevrede kendiliğinden
yetişen yöremizde “Kiren” olarak adlandırılan kızılcık meyvesi
olgunlaşıp dalında kızarmış haliyle toplandıktan sonra yıkanıp
kaynatılarak şırası çıkartılır. Şıra süzüldükten sonra tekrar
içindeki öz su buharlaşıp, koyulaşna kadar kaynatılır. Bir kaba
alınıp soğuyunca Kiren Şurubu olur. Yüz yıllardır bu türden doğal
ürün imalatı halen yapılmaktadır.
•
1980 yıllarından sonra bu
türden üretim faaliyetleri azalmış ve hatta yok olmuştur. Kırsal
kesim olarak adlandırdığımız köy yerlerinde çeşitli örf adetlerle
yetişmiş aile büyüklerinden öğrenilen bu türden bilgiler zaman
içinde gelişen teknolojik imkanlarla yer değiştirmiştir. Bu türden
faaliyetlerin yerini cam şiselerde konserve yapmak almıştır.
•
Derin dondurucu denen saklama
dolapları insanların hizmetine sunulunca çeşitli meyveleri uzun süre
aynı lezzetiyle saklama imkanı olmuştur.
•
Önceki yüzyıl içinde kırsal
kesimde insanların tükettiği gıda çeşitleri çok sınırlı olması ve
sadece kendi köyü çevresinde yetişen türden gıdaları değerlendirip,
bunlarla hayatını sürdürmekteydiler..
•
Günümüzde her hane halkı uzun
süreli raf ömrü olan cam şişelerde konserve türlerini
yapabildiğinden, dört mevsim yiyecek ihtiyacını gidermek üzere
tüketim çeşitleri böylece artmıştır.
•
Köyümüzde meyvelerden elde
edilen bu türden konserve ürünler çok miktarda yapılmakta olup,
köyde yaşayan halkımızın ve büyük şehirlerde yaşayan yakınlarının
sofralarından eksik olmaz. Köyümüzde yapılan ev konserveleri tamamen
ekolojik olup, karışımında hazır aldığımız diğer konserve ürünleri
gibi gıda katkı maddeleri içermez.
•
Biber ve yeşil domatesten
turşular kurulur ve bunlar 25 yıl öncesine kadar ardıç ağacından
yapılmış küçük boy fıçılar içinde saklanırdı. Oysa şimdi zararlı
yönleri bilinmediğinden veya önemsenmediğinden olsa gerek, insan
sağlığı için zararlı olan plastik bidonlara kurulduğu yer yer
görülmektedir.

HAYVANCILIK 1980 yılından önceki ve sonraki durum
•
Yüzyıllar boyu yöremizde ve
köyümüzde tarımsal faaliyetleri yürütmek amacıyla toprağı işleyen
insanlarımız gücünden faydalandıkları öküz ve manda hayvanları en
yakını ve hatta aileden birileri olmuştur. Onlar için çeşitli
benzetmeler, yakıştırmalar ve çoğu zamanda insanların boş zamanlarda
bir araya geldiklerinde birbirlerine anlattıkları sohbet konularını
oluşturmuştur.
•
Her hane halkı kara sığır
dedikleri bir çift öküze veya kömüş dedikleri bir çift mandaya sahip
olmak istemişlerdir. Çift sürmek amacıyla ahırlarında besledikleri
bu türden hayvanlar ne kadar güçlü olur ise hem kendileri bu
hayvanların peşinde yorulmaz ve hem de psikolojik yönden kafaları
zinde olurdu.
•
Fakat o dönemlerde de
günümüzde olduğu gibi ekonomik anlamda hali vakti yerinde olan
aileler güçlü kuvvetli ve birbirlerine denk hayvanlara sahip olurdu.
Bazen de çok çalışkan ve üretken olan aileler de bu türden
hayvanlara sahip olduğu da olurdu.
•
Aile büyüklerinden
çalışkanlığı ve üretkenliği görmeyen, her hangi bir hayvan varlığı
intikal etmeyen aynı zamanda kendileri de çalışkan, üretken olmayan
aileler o dönemlerde de günümüzde de hep fukara kalmışlardır.
Kendilerinden sonra da çocuklarını da aynı yola mahkum
etmektedirler.
•
Her hanede bir veya iki çift
koşum hayvanı ve sağılan iki üç inek, koyun veya keçi bulunurdu.
Ayrıca binek hayvanı olarak at, yük taşıma hayvanı olarak da katır
veya eşek bulundurulduğu da olurdu. Hali vakti yerinde olup da biraz
ağalık ruhu olanlarda mutlaka iyi bir binek atına sahip olmak da bir
başka ayrıcalık konusuydu. Ama her fakirin mutlaka bir eşeği vardı.
Çünkü su değirmenlerine genellikle zahire çuvallarını hanımlar
sırtında taşıyarak getirirdi. Gariban ailenin hanımları da yaşam
standartlarına uygun çelimsiz ve güçsüz olduklarından ağır yük
işlerinin altında ezildiklerinden onlar ancak bu türden ağır
yüklerini eşekleriyle getirirlerdi..
•
Köy halkımızın elinde sahip
olduğu tarlaları öküz veya mandalarla ekip, hasat ettiği ürünü de
yine bu hayvanlara koştuğu arabalarla taşıdığından her evin ahırında
hayvan bulunurdu.
•
Yük ve koşum hayvanlarına iyi
bakmak her bir aile için önemli bir uğraş olması yanı sıra
birbirine denk bakımlı hayvana sahip olmak, köyde yaşayan
bireyler için bir gurur kaynağıdır. Hele bir çift manda yetiştirmek
ayrı bir sanattı. Bunların yetiştirilmesinin her bir evresinde
birbirine olan denkliği ve görüntüsü sahip olan kişinin hep
hayalinde olduğundan sanki gözlerinin önünden bir film şerdi geçer gibi
övgülerle
anlatırlardı. Koşum hayvanı olarak yetiştirilen mandaları bölgemizde
daha çok tercih eden ve hayvan pazarlarında bahar mevsimi
başlangıcından güz mevsimi sonuna kadar ormanda ağaç
kütüklerin çekimi (mahta) için dolgun ücret ödeyerek orman köylüleri
satın alırdı. Bazen piyasa değerinin üzerinde uzun vadeli veresiye
alındıkları dahi olurdu.
•
Her evin kendi süt ve yoğurt
ihtiyacını karşılayacak sayıda inek beslenir. Bu ineklerden doğan
erkek yavrular yani danalara iyi bakılır, büyütülür ve koşum
hayvanı olarak yetiştirilirdi. Günümüzde ise etlik veya kurbanlık
olarak beslenmektedir.
•
Yöresel bir ata sözü dahi
vardır, “ Öküz olacak dana dışkısından belli olur ” yani eğer
gelecekte güçlü kuvvetli, gelişme gösteremeyecek danalar daha erken
yaşta belli olur ve bunlar bir zaman sonra kesilip köyde yakın
komşuların et ihtiyacına karşılık para ile satılırdı.
•
Dişi doğan yavrular yani
düveler ise o evin gelecekte analarının yerini alacak birer genç
inek olurdu. İneklerden veya mandalardan sağılan sütler mayalanıp
yoğurt yapılır. Taze yoğurt kaymakları biriktirildikten sonra
tereyağı yapılırdı. (Bakınız tereyağı yapılışına)
•
Bazı evlerde keçi özellikle
de koyun beslenir. Yine bunlar da kurbanlık, adaklık vs. olarak
değerlendirilir. Hatta bu hayvanlar hane içinde kesilir ise postu
tuzlanıp duvara çakılarak kurutulur, daha sonra evin içinde namaz
kılmak için seccade yerine veya üzerine oturmak için kullanılırdı.
Günümüzde postları ve hayvan derileri tuzlanıp satılarak paraya
dönüştürülmektedir.
•
Kurbanlık hayvanların
derileri ise ilgili yasal kurum veya kuruluşlara bağışlanmaktadır.
•
Koyunlar Hırellez döneminde
kırpılır, yünleri yıkanır, dövülür, kuruttuktan sonra eğrilir ve ip
yapılırdı. Genellikle kış aylarında evin hanımları bazen erkekleri
de yün ipten çorap örerlerdi.

DOKUMACILIK 1975 yılından önceki durum
•
1975 yıllarından önce
köyümüzün birçok evinde keten ipliğinden bez dokuması yapılırdı.
Bunun için neredeyse her ev halkı keten eker. Daha sonra bundan bol
miktarda keten ipi yapılırdı. Zaten yöremizin tarihsel geçmişine
bakıldığında
(Zafer ÇELEBİ, Uluslu İbrahim Hamdi Efendi ve Bilinmeyen
Yönleriyle Tarihsel Coğrafyamız, Bartın/Ulus-2005, s.100-110)
Ulus kazası Cuma pazarında
keten ipliği ve keten bezi dokumacılığı üzerinden
ticareti dahi yapılırmış. Köy
halkının yakın tarihte kadar “Yaygu” olarak adlandırdığı ve
üzerinde meyve kurusu, akar suda yıkanmış buğday vs. kurutmak için
kullanılan, el dokuma tezgahlarında keten ipinden dokunmuş bezler
kullanılırdı.
•
Aile büyüklerimizin
anlattıklarından hatırımızda kalmış olanlar şöyledir. Keten bezi
dokumasını kesip biçtikden sonra “Göynek” dedikleri giyeceklerini elde
dikerlermiş. Keten bezinden yapılan giyim kuşam malzemeleri biraz
sert olurmuş. Yumuşatmak için odun küllü, su dolu bakır kazanda
bir gün ıslattıktan sonra, kaynatırlarmış. Kaynama sırasında kızıl
renkli suyu çıkar, bir müddet kaynadıktan sonra dışarı alıp
durulayıp, kuruturlarmış.
•
Yatak ve yastık yüzleri keten
bezinden yapılır. Onlarda aynı yöntemle yumuşatılır. Yatak içine
pamuk yerine iyice döğülmüş, yumuşatılmış keten çöpü doldurulurmuş.
Yastık içine ise genellikle yün doldurulurmuş. Yorgan için ise
pamuklu bez ve içine yün doldurularak her hane halkı kendisi
yaparmış. Eflani bölgesinde pamuk ekimi yapıldığından o bölge halkı
pamuklu dokuma işini bilir ve oranın tüccarları Ulus Cuma pazarında
pamuklu bez satışı yaparlarmış. Yorganlık veya çarşaf gibi ihtiyacı
olanlar zor ekonomik imkanlarına rağmen ancak satın alabilirlermiş.
•
İleri yaşta hanımlar ve
erkekler bellerine kuşak sararlardı. Hanımların sardığı yün kuşak
kök boyası ile boyanmış üç, dört renkli
(siyah, mor, sarı,
kızıl) ipten yine kuşak
dokuma tezgahında elde dokunurdu. Erkeklerin beline sardığı yün
kuşak ise yün ipinden doğal renginde dokunurdu.
•
Keten işlendikten sonra
dokuma ipi eğirmek için uygun olmayan kaba çilelerinden yük veya
hayvan bağlama ipleri ve daha kalın ip olan "Urgan" da yapılırdı. Köy yerinde bu
türden gereçler sürdürülebilir geçim kaynakları açısından önemli
araç gereçlerdendir.
• Yaklaşık 30 – 35 yıldır keten
bitkisi tarımı yöremizde yapılmaz iken 2005 yılında Kozcağız
Beldemizde oluşturulmuş bir dernek bu konu ile ilgili kendi
bölgesinde unutulmaya yüz tutulmuş bu bitkinin tarımının yapılması
konusunda UNDP – Birleşmiş Milletler / GEF – Küresel Kalkınma Fonu /
SGP – Küçük Destek Programı kapsamında yeni bir proje başlatmış ve
ilgili fondan sağlanan maddi destekle bu bitkinin yörede eskiden
olduğu gibi köy halkı ile birlikte tekrar bilinçli tarımı
yapılacaktır. Burada başlatılan bu faaliyet sonucunda elde edilecek
ürün piyasada ticari olarak gelir getirecek pazarı oluşur ise
bölgemizin ve köyümüzün eski geçim kaynağı tekrar canlanmış
olacaktır.

AĞAÇ İŞÇİLİĞİ İNŞAAT İŞLERİ 1975 yılından önceki ve sonraki durum
•
Bölgemiz ormanlarla kaplı
olması sebebiyle tarihsel süreç içinde yöremizde tüm köy evleri en
son 1940 senelerinden önce ahşap geçme tekniğinde yapılmış. Bizim
köyümüzde de eski ahşap evler iki katlı olup, ahır olarak kullanılan
alt kat yuvarlak ağaç kütük geçme, ev olarak kullanılan üst kat ise kalas geçme tekniğinde yapılırmış. Bu türden evler köyümüzde pek
kalmamıştır. Ancak Ulus kazasına bağlı diğer köylerde örneğin
Yeniköy'de hala ayakta
kalan sağlam ahşap evler mevcuttur.
•
Ahşap geçme tekniğinde
yapılan evin her bir metrekaresi insan emeğinin çok yoğun harcandığı
yapılardır. Yeni bir ev yapmanın hazırlığı önce ormanın
derinliklerinde başlarmış. Kalas ve kütük geçme işine uygun
ağaçlar ev yapacak kişilerce sonbahar döneminde ağaçlar
yapraklarını döktükten sonra balta ile kesimine başlanırmış. Kesilen
ağaçların dış kabukları soyulduktan sonra uygun bir yere hayvan
yardımıyla çekilerek guruplar halinde yığılırmış. Kesim kış
mevsim öncesinde yapılmış olması sebebiyle kütük yığınları üzerinden bir kış mevsimi geçer, sonra ilkbahar mevsiminin sonlarına doğru kütükler inşaat
yapılacak yere büyük zahmetler sonrası hayvan yardımıyla çekilerek
getirilirmiş.
•
Bundan sonra işin ehli olan
ahşap yapı teniğini iyi bilen usta kişiler devreye girerler. Genellikle ikişerli grup halinde
ellerinde hızarları köy köy ağaç kütükten kalas biçerler.
•
Ev yapılacak yer düzlenir,
evin oturacağı zeminde temel oturma yerleri açılır. Yaklaşık toprak
altında bir metre derinlikte başlayan kuru taş temel toprak üstünde
yerin eğimli veya düz olması durumuna göre 0.5 - 1 metre kuru taş
temel yukarı çıkartılırmış. Çok önceleri
(1700 yılları) kuru taş temel
üzerinde yuvarlak kütük geçme şeklinde ahırların yer aldığı bölüm ve
üst katta kalas geçme ev bölümü inşaa ediliriş. Sonraki yıllarda
(1800 yılları) uygulanan teknik alt ve üst kat aynı formda her iki bölüm de
kalas geçme tekniğinde inşaa edilmeye başlanmış. Bununla beraber
evin iç donanımları da değişmiş. Eski dönemde yaşamsal barınma
ihtiyacı olan yapılara, sonradan yüzeyi rendelenmiş ahşap el
işçiliği olan dolaplar tavanlar ve biraz da oymacılık işleri ile
süslenmiş evler inşaa edilmeye başlanmış.
•
1900 - 1940 yılları
arasında yapılan köy evlerinde ise alt katlarda yine yuvarlak kütük
geçme üst katta ise ahşap karkas içine ağaç dolgu yapılır. Dış
cepheye yatay ve bir biri üzerine binmeli tahta kaplanırmış. Bu tarz
yapıya örnek köyümüzde namı Bacaksız olan merhhum Mehmet TÜRKER' in
yaptırdığı 1937 tarihinde yaptırdığı evi gösterebiliriz.