|
 |
ULUS İLÇESİ
ve BÖLGE
TARİHÇESİ :
İlçemizle
ilgili çeşitli tarihi belge ve bu belgelere göre yazılmış ilçemizle
ilgili birden çok ve birbirlerinden farklı bilgiler olan yazılara
ulaştım. Birbirlerini tamamlayan ortak bilgilere sahipler. Ancak genel
olarak birbirlerini takibi gibi görülmektedir. Bunlardan farklı olarak
genel bir açıklama ile Ulus İlçesi ve bölge tarihçesini tanıtmak istedim.
Bartın İlinin 37 km.
doğusunda, dünya (GPS) koordinat sistemine göre 41 derece 45
dakika enleminde ve 32 derece 39 dakkika boylamında yer alır. Uluçay,
Eldeş Çayı, Çerçi Çayı ve Alpu Çaylarının birleştiği vadide
kurulmuştur. Deniz seviyesinden 200 m. yüksekte kurulmuş olan Ulus
İlçesi tarihi bir
hayli eskilere dayanan yerleşim merkezidir.
Safranbolu İlçesi ve Bartın
İli arası yol güzergâhının üzerinde yer alan Abdipaşa Beldesinden sola,
yani doğu istikametine doğru 13 km. içeriye doğru gidildiğinde Ulus
İlçe merkezine varılır. Yerleşim yerinin genel bir değerlendirmesini
yapalım. Burası bir vadi düzlüğünde, iki yönden gelen ve kazanın
içinde birleşen akarsu yatağına yakın yerdedir.
Uluçay olarak yukarıda
belirttiğimiz akarsu kaynağı Drahna bölgesinden gelen küçük bir kaynak
suyu iken Ulukaya köyünde bir kaya kütlesi içinden çıkan yüksek debili
bir kaynak suyunun katılımıyla ismine yakışır şekliyle vadi yatağı
boyunca akan Uluçayı oluşturur. Akıp geldiği güzergâh boyunca sağlı
sollu akarsu yatağına yakın veya yamaçlarında Ulus kazasına
bağlı birçok köy yerleşimleri vardır.
Alpu Çayı, Küre Dağları,
Türbe Tepesi dibinden ve (Alpu) Aşağıköy ile (Kayacılar) İğneciler
Köyü arasında ortak sınır noktasından kaynak suyu şeklinde çıkar. Sonra
vadi yatağı boyunca akıp, Ulus Kazası'na bağlı Sümenler Mahallesi
altına kadar gelir. Diğer taraftan Çerçi Çayı Aşağıçerçi köyünün
Yukarıçerçi mahallesinin sonunda, Küre Dağlarının dibinden kaynak suyu
olarak çıkıp, o da vadi yatağı boyunca gelip, Sümenler Mahallesi
içinden geçip, Alpu Çayı ile birleşir. Aynı yerden devam eden akarsu
Türbe Yanı ve Saz Mahallesi arasından geçer. Ulus Kaza merkezi
yerleşim bölgesi arkasından dolaşarak, yukarıdan yani güneydoğu
istikametinden gelip, Ulus Kazası içinden geçen Uluçay'la birleşir.
Birleşik hale gelen bu akarsu artık Ulus Çayı adını alır. Ulus Çayı
devamında Samat Mahallesi altından devam edip, Eldeş Köyü istikâmetinden
gelen Eldeş Çayı ile birleşir.
Eldeş Çayı iki ayrı
kaynak noktasından ve akarak geldiği bölgelerden katılan dereler
akarsuyunu oluşturur. Bunlardan birincisi Ulus kazasına bağlı Yeniköy,
Sorguncuk Mahallesi Gökbeli Dağı eteklerindeki Okka Ovası denilen
bölgeden kaynak suyu olarak çıkmaktadır. Diğer ikinci kaynak noktası
ise (Karapınar) Aloğlu Mah. ve Güneyören Köyünden çıkan irili ufaklı
kaynak suları Kestane Köyü altından geçerek Eldeş Çayına birleşirler.
Yine büyük sayılabilecek ve yaz mevsiminde dahi kesilmeye diğer bir
kaynak suyu da (Kuzsarnıç) Subaşı diğer adı ile Kürdoğlu mahallesinden
çıkıp, aşağıya doğru akarak, Yeniköy istikametinden vadi yatağı
boyunca gelen akarsuya karışır. Bu akarsu derin vadi yatağından devam
ederek Eldeş Çayını besler.
Bölge coğrafyasının en çok
bilinen yükseltileri Küre Dağları Milli Parkının da içinde bulunduğu
yalçın kayalık yapıya sahip sıra dağlarla, Uluyayla, Gökbeli Dağlarıdır.
Tarihsel kayıtları incelediğimizde, günümüz Ulus
İlçe sınırları içinde yaşam sürmüş birçok topluluk olmuş. Bartın,
Safranbolu, Kastamonu arasında yaşanmış tarihsel geçmişe dair
bilgileri en kapsamlı şekilde Kastamonu Tarihi adlı kitabın yazarı merhum
Talat Mümtaz YAMAN
vermiştir. Ulus bölgesi yine aynı eserde belirtildiği üzere Hz. İsa'nın
doğumundan önce (M.Ö) merkezi Amasya olan Pontus Krallığının
sınırları içinde yer almaktadır. Pontus Krallığı bölgede hüküm sürdüğü MÖ.298
ve MÖ.63 yılları arasında doğuda Roma İmparatorluğu'nun rakibi
olacak güce erişmiş.
M.Ö. I. Yüzyılda batıda güçlenen Romalılar
Anadolu''yu da işgal etmeye başlamışlar. Roma kralı Pompeius'un
Pontus Kralı V. Mithridates''i Kelkit vadisinde bozguna uğratması
üzerine Pontus Krallığı dağılmıştır.
Batı Karadeniz bölgesi bu tarihten sonra tamamen
Roma İmparatorluğunun yönetimine girmiş. Hz. İsa'nın doğum tarihine
rastlayan dönemde bölgenin yönetime katılması bu yıllardan itibaren Anadolu
topraklarında Roma yayılmacılığı ile birlikte sınırlar hızla genişlemeye
başlamıştır. Roma İmparatorluğu sınırları içinde Hz. İsa ile birlikte yayılmacılık
gösteren Hıristiyanlık inancını Roma yönetimi M.S 395 yıllarına kadar resmi devlet dini olarak
tanımamış. Roma yönetimi hüküm sürdüğü coğrafya içinde Hıristiyanlık inancını ibadetleriyle yerine getiren
halklara karşı askeri gücünü kullanarak yaptığı katliyamlarla yok
etmeye çalışmış. Roma askeri zulmüne karşı halk, can ve mal güvenliklerini korumak amacıyla Roma
askerlerinin ulaşmakta zorluk yaşadığı yerlere yerleşilip, buralarda
yaşamlarını sürdürmüşler. Uzun yıllar süren böylesine korku dolu yönetim şekline karşı
eğemen olduğu sınırlar içinde yaşayan toplumlardan, karşı taaruzlar gelmeye başlamış. Ama her defasında yine
halk askeri güç karşısında bertaraf edilmiştir.
Anadolunun çeşitli yörelerinde o
dönemlerden kalmış
bu türden bir çok yerleşim izlerine rastlanır. Doğal şartların zor olduğu ve
ulaşımın güçlükle yapıldığı yerlere barınaklar ve ibadethaneler inşaa edilmiş.
Günümüzde bunlardan bir
çoğu sit alanı veya tarihi eser olarak koruma altına alınmıştır.
Trabzon'daki Sümala Manastırı ibadethane olarak buna bir örnek teşkil
etmektedir.
Roma İmparatorluğunun hükümranlık
sınırları içinde yaşayan halkın toplumsal
huzursuzluğu, yönetimle halkın barışık olmaması, Hıristiyanlık
inancının 395 yıl yönetim tarafından resmi devlet dini olarak
tanınmaması İmparatorluğun Doğu ve Batı Roma olarak ikiye bölünmesi
nedenlerinden birinci sebep olmuştur. Doğu Roma sınırları içinde kalan bölgemiz
coğrafyası
yönetim merkezi olarak Konstantiniye (İstanbul)
merkezli Bizans'a
bağlanmış. Doğu Roma bölünmeden sonra ayrı bir yönetim
statüsüne kavuşturulmuş. Hıristiyanlık inancı üzerine oturtulmuş
yönetim modeli, halkın yaşama özgürlüğünü güvence altına almış. Resmi
devlet dini olarak tanınmış olan Hıristiyanlık inancı bu sayede daha
geniş coğrafyaya, görkemli ibadethaneler yapılarak yayılmaya başlamış. Hüküm sürdüğü coğrafya sınırları içinde zor doğa
şartlarında yaşayan insanlara can ve mal güvenliği sağlanmış. Bizans'ın Hıristiyanlık inancını özgür bırakmasının en büyük örneğini
İstanbul'da Ayasofya'yı ibadethane olarak yapmasıyla göstermiştir.
Bizans bölgesel yönetimle merkezi yönetim
arasındaki ilişkiler o yıllarda Eyalet sitemi kurularak sağlanmış.
Bizans Eyaletleri, Tekfur olarak da adlandırılan, emrinde idari ve
askeri kuvvetler bulunan Eyalet Valileri tarafından yönetilmiştir. Bölgemiz
o yıllarda Paphlagonya Eyalet (Paphlagonia
Thema) sınırları içinde yer almıştır. Paphlagonya Eyaleti
Hıristiyanlık inancını yaşayan iki büyük topluluktan oluşmatadır.
Bunlar Heneti (Enetler) ve Potamia topluluklarıdır.
|
M.Ö. 9. Yüzyılda küçük bir Latin şehiri olan Roma, önce krallarca yönetilir, daha sonra cumhuriyet
olur ve M.Ö. 1. Yüzyılın sonunda bir imparatorluk halini alır.
Dili Latince, dini Yunan-Roma geleneklerinin karışımı olan bir
paganizm olan Roma İmparatorluğu M.Ö. 1. Yüzyıldan M.S. 3. Yüzyıla
kadar tüm Akdeniz'e hakim olur. 3. Yüzyılda ekonomik bir krizle
karşı karşıya kalan Roma aynı zamanda kuzeyden gelen "barbar"
kavimlerin istilasına uğrar. 396 yılında imparator Teodosius
imparatorluğu doğu ve batı olmak üzere ikiye bölüp oğulları
arasında paylaştırır. Merkezi Roma kenti olan Batı İmparatorluğu
476 yılında yıkılırken, merkezi Constantinopolis olan Doğu
İmparatorluğu ayakta kalır. Uzun yüzyıllar boyunca yabancı
istilalara karşı koyan Doğu Roma imparatorluğu bu süre içerisinde
Yunanlaşır, Ortodoks Hıristiyanlaşır. 13. Ve 14. yüzyılda iyice
küçülen imparatorluk 1453 yılında Osmanlılar tarafından yıkılır.
|
Henüz Roma İmparatorluğu Doğu,
Batı şeklinde bölünmeden önceki dönemlerine ait güzel bir örnek
hali hazır durumda bölgemiz coğrafyasında yer almaktadır. Ulus İlçesi Küre Dağları
Milli Parkı içinde Bartın - Ulus İlçesi Aşağıköy'ün üst yamacından yukarı çıkılan, Türbe
Tepesi arkasında, yerel halk tarafından Odalar Yanı ve Uzun Çarşı
olarak adlandırılan antik eserlerin açığa çıkartıldığı bölgedir. Bahsi geçen antik bölge henüz Roma ikiye bölünmezden önce
burayı yaşam alanı olarak seçmiş olanlar, Roma askeri mezaliminden can ve mal güvenliklerini korumak, ibadetlerini özgürce
yapapabilmek için burayı yaşam alanı olarak seçmişler. Daha sonraki yüzyıllarda
ortaya çıkacak olan ve Paphlagonya Eyaletini kurmuş
toplumun ataları olan Pala'ların zor doğa şartlarında yaşam sürdüğü
alandır.
Bölgede gözlenebilir durum şöyledir. Odalar Yanı
adlı alanda, kireçtaşı, köfün taşı ve
kerpiç kullanarak horasan harcıyla örülmüş, geniş bir araziye
yayılım gösteren zaman içinde yıkılmış, üzerleri toprak örtülü, içinde
yer yer ulu ağaçlar
bitmiş antik yapılar topluluğu, yaklaşık yüzyıldır yakın çevreden gelen kaçak kazıcılar
tarafından tahrip ederek açığa çıkartılmıştır. Seçilen yerleşim yeri yaya
ulaşımının uzun süreçli ve zor doğa şartlarıyla karşılaşılabilen, Küre
Dağları dağ silsilesinin tam orta yerinde askeri anlamda mevzii
bölgedir. Özellikle yüksek bir tepecik üzerinde ve bölgede tek olan
kaynak suyunun üzerinde kurulmuş olması stratejik açıdan iyi seçilmiş
bir bölgedir.
Doğu Roma olarak bölünmeden sonra, Paphlagonya Eyaletinin
kuruluşuyla birlikte bu toplulukların can ve
mal güvenlikleri elde etmeleriyle çevreye yayılmacılık gösterip, daha rahat tarımsal
faaliyetleri sürdürebilecekleri akarsu kenarlarına inmişler. Muhteşem
sayılabilecek taş ve kerpiç binalarını bu defa buralarda inşaa etmeye başlamışlar.
Özgürce ve büyük kitleler halinde ibadet yapabilecekleri kiliseler
ve erzak depolamak için mahzenler ve yeni yaşam alanlarında evler inşaa etmişler.
Ulus İlçesi / Aşağıköy yerleşiminin üst bölgesinde
Küre Dağları Milli Parkı içine 1998 yılında yaptığımız inceleme
gezisinde sırasında kaçak kazıcıların tahribatlarını gözlemiştik. O
yılarda kireçtaşı ve köfün taşından yapılmış duvarlar dahi sökülmüş
her şey birbirine karıştırılmıştı. 2005 yılı Ağustos'unda yine aynı
bölgeye yaptığımız Video coğrafya belgeseli çekimlerini kaydetmek için
gittiğimizde ise bölge için orijinal olan, daha önce görmediğimiz 3m.
boyunda yuvarlak, başlıklı mermer sütun direğin açığa çıkarıldığını
kaydettik. Ancak sütun başı kırılarak tahrip edilmiş. Kim bilir
bunlardan kaç tanesi daha toprak altında bilinmiyor.
Aynı bölgeden yaklaşık 500 metre ileride üzerinde
ulu gökçe ağaçların yetiştiği tümülüs şeklinde bölgenin antik mezarlık
bölgesi yine kaçak kazıcılar tarafından kazılarak açığa
çıkartılmıştır. Çevrede birçok kafatası, uyluk kemikleri vs.
görülmektedir. Bölge coğrafyası Küre Dağları Milli Parkı ilan edilmiş
olduğuna göre bu antik bölgenin daha fazla tahribat görmeden koruma
altına alınması ve bilimsel anlamda yaşamsal tarihinin belirlenmesi
için en azından kemikler üzerinden yapılacak karbon 14 deneyi
ile yaklaşık kaç yıl öncesine ait olduğu tesit edilmelidir. Bu da
bilimsel anlamda ön görülen tarihlere denk gelip gelmediği tespit
edilmiş olacaktır. Ayrıca arkeolojik akademisyenlerin yürüttüğü,
Bartın İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü organizasyonu ve Kültür
Bakanlığından tahsis edilen maddi kaynaklara ilave olarak, yerel müteşebbislerin maddi kaynakları ile sponsor olmaları ile bir an önce
kurtarma kazılarına başlanmalıdır. Yoksa gelecek nesillere geçmişten
görsel olarak izleyebilecekleri hiç bir iz kalmayacaktır. Zaten
bakanlık bu tür organizasyonlara maddi kaynak sağlayacak müteşebbislere
vergi indirimi sağlayan 5228 sayılı Kanun'la, kültür varlıklarımızın
korunması ve kalıcı hale getirilmesi kanununu çıkartmış, halen yürürlüktedir.
Bölgemizin tarihsel yönü bilisel ve arkeojojik olarak iyi
tariflenebilirse, Turizm yönüyle de gelişme gösterebilecek nezih
bölgelerden birisi olmaya adaydır.
Bizans ve Selçuklu döneminde Ulus İlçesinin de
içinde yer aldığı uç bölgesine Müslüman Türklerin gelip yerleşmesi,
1074 Malazgirt Meydan muharebesinden sonra fasılalar halinde olmaya
başlamış. Nitekim 1075 yılında Selçuklu şehzadesi Süleyman Şah bin Kutalmış İznik'i fethederek Anadolu Selçuklu devletinin temellerini
atmış. Bundan sonra da Süleyman Şah kendi askeri grubundan Emir
Karatekin'i "Uç emiri" (hudut valisi) atamış.
Bizans yönetiminin başındaki I. Aleksios'un 1084
yılında bölgedeki valilerini askerleriyle birlikte İstanbul'a
toplantıya çağırmasını fırsat bilen Emir Karatekin Ulus, Bartın,
Devrek topraklarını ele geçirdiikten sonra kıyıya yönelerek Zonguldak
yöresini bütünüyle ele geçirmiş. Fakat önceden var olan Büyük
Selçuklular ile Anadolu Selçukluları arasındaki çekişmeler yeniden
başlamış. Bu çekişmeler sonucu Anadolu Selçukluları büyük bir sarsıntı
geçirmişler. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah kendisi karşısında
bağısızlık ilan edip devlet kurmaya çalışan başta Süleyman Şah üzerine
1091 senesinde Emir Bozan adlı adamının komutasında ordular göndermiş.
Bir yandan bunlarla çarpışmaktan ve diğer yandan ordusunu güçlendirmek
için Sinop'a çekilmiş olmasından dolayı Emir Karatekin Bizanslılar
karşısında direnemeyince bölge yeniden Bizanslıların eline geçmiş.
Emir Karatekin'in ölümünden sonra bölge yaklaşık 110
veya 120 yıl idari boşlukta kalmış. Bu yıllarda iç bölgelerden, yani
Amasya, Çorum, Çankırı, Ankara ve Bolu'dan Türkmen toplukları uç
bölgelere doğru ilerleyerek, konar göçer yaşam sürdürmeye devam
etmişler.
Yeni bölgelere doğru ilerleme ve yurt tutmada temel sebep arkadan
gelen Moğol istilaları ve Türkmen gruplarının kendi mal ve
ekonomik varlıklarına karşı yapılan saldırılar olmuş. Uç bölgelere
ilerlemiş olan Türkmen grupları ile Bizans grupları halk tabanında
ticari faaliyetleri dahi olmuş. Türkmen gruplarına otlak ve yaylak dahi
kiralamışlar. Onların ürettiği tarımsal ve hayvansal ürünler dahi
alınıp, Uzun yıllar Amasra Limanı üzerinden Bizans merkezi olan
Konstantinepolis (İstanbul) ve Venedik Limanlarına denizden ulaştırılmış.
Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Aslan'ın Ankara
bölgesi meliki olan oğlu Muhiddin Mesud Şah Kastamonu taraflarında
muharebeler yapmış. Bu muharebelerden birisi de o yıllardaki adı "Dadybra"
olan Safranbolu ve kalesi dört ay süreyle kuşatma altında tutulmuş.
Sonuç olarak 1196 senesinde Muhiddin Mesud Şah, kaledekilerin kenti
terk etmeleri şartıyla hayatlarını bağışlamış. Bunların yerine bölgeye
Anadolu Türkmen Aşiretlerinden çeşitli gruplar yerleştirilmeye başlamış.
Osmanlı döneminin son dönemlerine kadar birçok Rum aslılı aile Safranbolu'da
özellikle Yazıköy ve Kıranköy civarında Türkmen gruplarıyla birlikte
barış içinde sürdürmüşlerdir. Ancak Safranbolu Kalesi'nin ilk ele
geçirilişi sırasında bölgeden Rum aileler kıyı kesimlere, yani henüz
Müslüman Türklerin eline askeri anlamda geçmemiş bölgelere göç etmişler.
Özellikle denize açılan kapı konumunda olması sebebiyle Parthenius
(Bartın) ve Sasemos Amastratis (Amasra) yoğun Rum nüfusu
barındırmak zorunda kalmış. Eski eser yapılarda genel olarak Rum
mimarisi kullanılarak yapılmış evleri ve ibadethaneleri
incelediğimizde o günlerin izleri günümüze kadar taşımaktadırlar.
Yüzyıllardır Rum aileler ve Müslüman Türkler bir arada barış
içerisinde yaşamış olmaları neticesinde birbirlerini bilgi ve el
sanatları konusunda yetiştirmişler. Hatta bir Müslüman Türk ev
vs. yaptıracağı zaman Rum ustalar dahi çalıştırırmış. Bartın merkezinde meydana gelen yangınlar bu yapıların bir
çoğunun yanmasına sebep olmuştur.
Safranbolu - Eflani - Kastamonu hattı askeri
anlamda ele geçirilip Anadolu Selçuklu topraklarına katıldıktan sonra
bu coğrafyada Türkmen
Aşiretlerine mensup gurupların güvenlikleri daimi olarak sağlanmış. Sonraki yıllarda
bölgelerdeki topraklar, Selçuklu Sultanları tarafından Bizans
İmparatorluğu'na karşı devamlı askeri mücadelede bulunmak karşılığında Çoban
ailesine ikta olarak verilmiştir. Bu ailenin bölgede kurduğu
Çobanoğullari Beyliği Kuzeybatı Anadolu'da Selçuklu siyasî ve idarî
anlayışını sürdürmüş ve XIII. yüzyıla kadar varlıklarını devam
ettirmişler. Kayı soyuna mensup olduğu kabul edilen bu beyliğin
kurucusu Emir Karatekin soyundan gelen Emir
Hüsameddin Çoban Bey'dir.
XIII. yüzyıl başlarında Ovacuma, Pınarbaşı,
Ulus coğrafyası içinde her ne kadar Çobanoğulları hükümranlık alanında
ise de Türkmen Aşiretlerine bağlı topluluklar
bölge coğrafyasına daha henüz kalabalık nüfuslar şeklinde yayılım göstermemiştir. Bölgede o
yıllarda Rum yerleşkeleri ve hatta Ulus Nahiyesinde Rum
ailelerinin de yaşadığı bilinmektedir. Bu bölgelere esas yayılım
Konya merkezli Anadolu Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev'in Moğol
orduları başkumandanı, Baycu Noyan'la Temmuz 1243 yılında yaptığı Kösedağ savaşında yenilmesiyle Anadolu Selçuklu iktidarı sarsılmış. Bu
savaştan sonra Selçuklu hanedanı ve Konya'daki merkezi idare Anadolu
üzerindeki otoritesini yitirdimiş. Bu koşullarda, "uc" adı verilen,
Bizans'la sınır olan bölgelerde, Anadolu Türkmen Aşiretleri tarafından
kurulan beylikler ortaya çıkmıştır.
Anadolu'da ortaya çıkan beyliklerden bir çoğu
Konya'da mevcut Anadolu Selçuklu iktidarını ele geçirmek için çeşitli
entrikalar çevirmekte olduğunu fark eden Gıyaseddin Keyhüsrev
Ahlat'da yerleşik Kayı Boyunun, Kızıl Alma Oymağı meliki Alp Aslan
Mehmet'e güvendiğinden, Konya'ya gelmesini, kendisinin muhafız birliği komutanı
olmasını istemiş. Alp Aslan Mehmet beraberinde dört komutanını ve oniki yaşında (1255 doğumlu) oğlu Şemsettin
Yaman Candarı'da getirmiş. Konya'ya gelmiş ve Gıyaseddin Keyhüsrev'in
muhafızı olmuslar. Oğlu Şemseddin Yaman Candar
Konya'ya oniki yaşında gelişi ile birlikte Mevlana'nın dergâhında
eğitim görmüş. İlerleyen yıllarda Mevlevi dergâhının sayılı
adamlarından olmuş. O da babası gibi Sarayın ve Selçuklu Sultanının
güvenliğini sağlayanlardan olmuş. Gıyaseddin Keyhüsrev'in ölümünden
sonra oğlu II. Gıyaseddim Mesud M.1284 ve 1296 yılları arasında
Anadolu Selçuklu Sultanı olmuş. Bu sırada Anadolu hala Moğol
hakimiyeti altında bulunmaktadır.
M.1291 yılında Sultan Mesud'un kardeşi
Rükneddin Kılıç Arslan Konya merkezli saltanat tahtını ele geçirmek
için mücadeleye başlamış. Bu maksatla bulunduğu Kırım'dan gemilerle
gelen Rükneddin Kılıç Arslan Arslan Sinop'a çıkıp, ve oradan
Kastamonu'ya geçmiş. Bu sırada Kastamonu'da Çobanoğlu Beyi olan
Mazafferüddin Yavlak Arslan bulunmaktadır. Rükneddin Kılıç Arslan,
Muzafferüddin Yavlak Arslan'ı kendisine atabey tayin ederek
sultanlığını ilân etmiş. II. Gıyaseddin Mesud, onların üzerine yürüdü
ise de yenilerek esir düşmüş. Ancak İlhanlı hükümdarının Sultan Mesud'a
yardım için gönderdiği kuvvetler yolda yetiştişip, yapılan savaşta
Sultan Mesud kurtarılmış. Bu olay sonrası
Sultan Mesud Muhafız komutanı Şemseddin Yaman Candar'a kendisini
kurtaran savaşta
büyük yararlıklar gösterdiğinden dolayı Kastamonu yakınlarındaki Eflani
bölgesini Zemaat Tımarı olarak vermiş. Böylece Candaroğulları Beyliği kurulmuş ve Candar'lık vasfından dolayı
Şemseddin Yaman'ın Selçuklu sarayına mensup ümeradan biri olduğu
bilinmektedir.
Selçuklu Sultanı II.Gıyaseddin Mesud'un
tutsaklıktan kurtarılışı ve Candaroğlu Beyliği kuruluşu ile ilgili
Şemseddin Yaman Candar kendisinin bizzat bölgemiz coğrafyası hakkında
verdiği bilgiler şöyledir
" Bu harekatta, oğlum Süleyman'ın gösterdiği
kahramanlığı ve gözü pekliği ben dahil, harekattaki herkes takdir
etti. Bu harekat neticesinde, tutsaklıktan kurtardığım, II. Gıyaseddin
Mesud, ve bir yenilgiyi zafere dönüştürdüğümü duyan, İlhanlı hükümdarı
Keyhatu, çok memnun oldular. Bunu yüzüme karşı söyleyip beni
kutladılar. ayrıca bana Safranbolu, Eflani, Kastamonu, Sinop ve uç
bölgeleri de içine alan ve harekatta öldürülen Yavlak Aslan'dan kalan
Çobanoğulları beyliğini de verdiler.
M.1291 yılı Eylül ayında, Candaroğlu
Beyliğini kurmuş ve Candaroğlları beyi olmuştum. Yanlız, Kastamonu
merkezi halen Yavlak Aslan'ın oğlu, Hüsamettin Mahmut Bey'in işgali
altında idi. Ben de emrimdeki askerlerimle Eflaganlu (Eflani)
bölgesine yerleştim. Savaşta dağılan birliklerden topladığım bin iki
yüz civarında eri eğitmeye başladım. Bir taraftan geçici olarak,
Candaroğulları beyliğimin merkezi yaptığım Eflaganlu bölgesine
yerleşik düzene geçme çabalarımız devam ederken, bir taraftan da
askerlerin eğitimlerini yaptırıyor, mevcutlarını artırmak için
gerekenleri yapıyordum. Bunun için: Konya'ya bir ekip gönderip,
oradaki oymağımı Eflani'ye getirtmiştim. Etrafa yani iç bölgelere
saldığım adamlarla haberler gönderip, göç halinde olan Türkmen
Aşiretlerinden çeşitli obaları beyliğime davet ediyordum. Eğitim ve
asker toplama işi M.1300 yılına kadar devam etti.
Eflani'ye yerleşim artmış ve bu artışla
birlikte etrafımızı imar etmeye başladım. Arkadan bölgemize gelen
göcerlere yeni yerler gösteriyor, onlarında yerleşik düzene geçmelerini
teşvik ediyordum. Atlı asker sayısı on bini bulmuş, Beylik Eflani'ye
sığmaz olmuştu. Devamlı yerleşim alanları açıyor, yeni gelenleri
oralara yerleştiriyordum.
Artık yaşım ilerlediği için M.1309 yılının
ilkbaharında Beyliği oğlum Süleyman Paşa'ya bırakmaya karar verdim.
Oğlum Süleyman Paşa ele avuca sığmıyor. Kastamonu üzerine yürüyüp,
Çobanoğlları bakiyesi olan Hüsamettin Mahmut beyi ortadan kaldırıp,
sahip olduğumuz topraklardan onu silip atmak ve Beylik merkezini
Kastamonu'ya taşımak istiyordu. Bunun için 2 Temmuz 1309 günü sefere
çıktı ve 4 Temmuz 1309 tarihinde Kastamonu'da kesin olarak alıp,
buralarını da Candaroğlları
beyliği topaklarına katılmış oldu. Daha sonra oğlum Süleyman Paşa Eflani'den beylik
merkezini Kastamonu'ya taşıdı.
Beyliğin yaşlı komutanlarıyla aldığımız
karar gereği yaşlılığımızı geçireceğimiz yeni bir oba yeri tespit edip
orada yaşama kararı aldık. Nitekim bir av partisi sırasında görüp
beğendiğim, Ilındır
(Ulus İlçesi - Kalecik
Köyü)
vadisine yerleşmeye karar verdik."
Anadolu Türkmen Aşiretlerine bağlı
topluluklarının bölgemiz coğrafyasına M.1300 yıllarında başlayan
yayılımları bu defa son olarak Eflani üzerinden olduğu görülmektedir.
Eflani'den yayılım yolları söyledir. Ovacuma ve Abdipaşa
yönüne, Ovacuma ve Akçekese yönüne, Ovacuma ve Çöme yönüne ayrıca
Ovacuma - Ulus yönüne yayılımlar başlamış. Yurt tutulan bölgelerde
konar göçerlikten yerleşik yaşama geçişler başlamış
Bu süreç içinde Ulus Nahiye merkezinde
dengeler Müslüman Türkmenlerden yana artışlar göstermiş. Birçok Rum
aile daha uç bölgelere doğru ilerleyiş göstermişler. Türkmen
Aşiretlerinin çeşitli obalarından gelen gruplarla köy yerleşkelerine
dağılıp yerleşik
düzene geçişleri, Candaroğulları beyliğini bölgede Çobanoğulları
beyliğini ortadan kaldırdığı tarih olan M.1309 dan M.1354 yılına
kadar sürmüştür.
Amasra'da Ceneviz Koloni yönetimi hariç
olmak üzere Batı Karadeniz bölgesinin büyük bir kesiminde M.1309
tarihinden 1423 yılına kadar yılına kadar hüküm süren Candaroğulları
beyliği yerleşik düzene geçişte bölgede sürekli kalmayı temin eden ve
güvenliğini sağlayan beylik yönetimi olmuştur.
Osmanoğulları Beyliğinin Batı Karadeniz
bölgesine açılan bir kapı olarak Safranbolu'yu Yıldırım Beyazıd eliye
1392 yılında aldıktan sonra, bölgeye Osmanlı idari ve siyasi yönetiminin girmiş olduğu tarihtir. Ancak 1402 yılında Ankara savaşından
sonra, Osmanlıların Timur'a yenilmesinden yararlanan Çobanoğulları
Safranbolu'ya kadar olan bölgeyi tekrar kendi yönetimlerine aldılar.
Ancak bu tarihlerde Eflani, Ovacuma, Ulus, Çöme, Pınarbaşı, Bartın
gibi bölgemizi sınırlayan coğrafya bu dönemlerde el değiştirmeden
Candaroğulları yönetiminde kalmıştır.
Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt'ın
oğlu Çelebi Mehmet 1416 yılında Safranbolu'ya yönelik bir seferle bu
kazayı Candaroğullarından tekrar geri almış. Ancak 1423 yılında
Candaroğulları beyi İsfendiyar Bey'in Safranbolu'ya yaptığı fakat
yenilgisiyle sonuçlanan seferden sonra, Safranbolu tekrar Osmanlıların
eline geçti. Candaroğulları devamı durumunda olan İsfandiyaroğulları ve Osmanoğulları
arasında gelişen iyi ilişkiler neticesinde bölge
coğrafyası idari olarak Osmanoğulları eline geçmiş oldu.
Fatih Sultan Mehmet'in M.1459 yılında
Amasra'yı Ceneviz Koloni yönetiminden almış. Batı Karadeniz'in kıyı
şeritlerine kadar olan uç bölgeleri böylece Osmanlı topraklarına
katılış oldu. Bu uç bölgelerin yerleşim alanlarına da iç bölgelerden
Anadolu Türkmen Aşiretlerine mensup obalar, oymaklar veya cemaatler
yerleştirilmiş oldu.
Bölge tamamen Osmanlı idari ve siyasi
sistemi içine dahil edildikten sonra merkezi Kütahya'da olan Kocaeli,
Bolu, Çankırı,Kastamonu ve diğer Vilayet Sancakları oluşturulmuş.
Safranbolu, Eflani, Ulus Kadılık yönetim alanları şeklinde M.1460
tarihinde Kütahya Anadolu Beylerbeyliği Bolu Sancağına bağlanmış.
M.1530 (H.937) tarihli 438 numaralı Muhâsebe-i Anadolu
defterinde bölgenin kaza ve köy yerleşkeleri dahil vergi kayıtları
tutulmuş. Nizami devlet yönetimi teşkil edilmiş. Yine bu tarihlerde
bölgeden elde edilen üründen alınacak vergi gelir gruplarına
göre birçok köy yerleşkesinin bir araya getirilmesi ile ve sınırları
belirlenmiş coğrafi alanlar Tımar statüsünde Sipahi yönetimlerine
verilmiş. Bu tımarlar çoğu kez Divan adı ile anılmaktadır. Günümüde
bazıları Dağ Divanı, Arıt Divanı, Ilındır Divanı, Burunsuz Divanı, Çal
Divanı olarak adları bilinmektedir.
Divanbaşı olan aileler genellikle Paşa,
Ağazade, Şeyhler, Sağlık sıhhat dağıtan güvenilir kişiler, ve Tımarlı
Sipahilerden seçilmektedir. Köy yerleşkelerinde ikamet eden Türkmen
Aşiretlerine mensup çeşitli oba, oyamak veya cemâat mesubu olan
aileler Tımar hizmetkarı olarak çalışmışlar. Tımar toprağı mülki olarak
Osmanlı Padişahları ailesine ait, vergi geliri Divanbaşı olan aileye
ait, kullanım hakkı ise üzerinde tarımsal faaliyette bulunan ailelere aittir.
Bu tarihlerde artık bölgenin köyleri dahil,
tüm nahiye ve kazalarında yaşayan halk yerleşik hayata geçmiş. Çoğunluk denebilecek
sayıda
nüfusa erişmiş olan Türkmen toplulukları çevre köy yerleşkelerine dağılıp
buralarda yurt tutmuşlardır. Bununla ilgili
olarak,
Başbakanlık Arşiv Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğunda
Oymak, Aşiret ve Cemaatler
Yazarı, Cevdet TÜRKAY (İşaret Yayınları) eserinde
Bolu Sancağına bağlı Ulus Kazasına gelip yurt tutmuş Anadolu Türkmen ve Erkâd Tâifesine mensup Aşiret ve Cemâatler şunlardır.
|
SIRA
NO |
AŞİRETİN ADI |
YERLEŞİM YERİ |
BAĞLI OLDUĞU TOPLULUK |
KİTAP SAYFA NO |
|
1 |
BEĞMİŞ |
Ulus Kazâsı
( Bolu Sancağı ) |
Göçer evli göçebe
Türkmân
Tâifesinden oluşan cemâatler |
58 |
| |
|
|
|
|
|
2 |
ULUS |
Ulus Kazâsı
( Bolu Sancağı ) |
Göçer evli göçebe
Erkâd Tâifesinden oluşan cemâatler |
142 |
| |
|
|
|
|
|
SIRA
NO |
CEMAATİN ADI |
YERLEŞİM YERİ |
BAĞLI OLDUĞU TOPLULUK |
KİTAP SAYFA NO |
|
1 |
AĞA |
Ulus Kazâsı
( Bolu Sancağı ) |
Bozulus
Aşiretine mensup
Türkmân Tâifesi cemâatı |
156 |
| |
|
|
|
|
|
2 |
KAYACI
KAYACILAR
|
Ulus Kazâsı
( Bolu Sancağı ) |
Bozulus Aşîretine mensup
Yörükân Tâifesi cemâati |
427 |
| |
|
|
|
|
|
3 |
SARICA
SARICALAR
SARICALI |
Ulus Kazâsı
( Bolu Sancağı ) |
Reyhanlu Aşîretine mensup
Türkmân Yörükânı Tâifesi cemâati |
553 |
| |
|
|
|
|
|
4 |
TODURGA
DODURGA
|
Ulus Kazâsı
( Bolu Sancağı ) |
Bozulus Aşîretine mensup
TürkmânYörükânı Tâifesi cemâati |
617 |
| |
|
|
|
|
|
5 |
YAMŞANLI
YEMŞENLİ
YEMŞENLÜ |
Ulus Kazâsı
( Bolu Sancağı ) |
Bozulus Aşîretine mensup
Yörükân Tâifesi cemâati |
650 |
| |
|
|
|
|
|
6 |
ŞEYHLER
ŞEYHLİ
ŞEYHLÜ
|
Ulus Kazâsı
( Bolu Sancağı ) |
Bozulus Aşîretine mensup
Türkmân Yörükânı Göçebe Tâifesi
cemâati |
598 |
| |
|
|
|
|
Aynı eserinde Bolu ve Kastamonu Sancaklarına bağlı komşu kazalara
gelip yurt tutmuş Anadolu Türkmen ve Erkâd Tâifesine mensup diğer Aşiret ve Cemâatler
ise şunlardır.
|
SIRA
NO |
CEMAATİN ADI |
YERLEŞİM YERİ |
BAĞLI OLDUĞU TOPLULUK |
KİTAP SAYFA NO |
|
1 |
DAVUDLAR
DAVUD OBASI |
Zağfiranbolu (Safranbolu) Kazâsı
(Kastamonu Sancağı) |
Bozulus Aşîretine mensup
Yörükân Tâifesi cemâati |
266 |
| |
|
|
|
|
|
2 |
HACIHASANLU
HACIHASANLAR
|
Zağfiranbolu (Safranbolu) Kazâsı
(Kastamonu Sancağı) |
Bozulus Aşîretine mensup
Türkmân Yörükânı Tâifesi cemâati |
335 |
| |
|
|
|
|
|
3 |
HACILAR
OBASI
|
Zağfiranbolu (Safranbolu) Kazâsı
(Kastamonu Sancağı) |
Bozulus Aşîretine mensup
Yörükân Tâifesi cemâati |
338 |
| |
|
|
|
|
|
4 |
ŞEYHLER
ŞEYHLİ
ŞEYHLÜ
|
Zağfiranbolu (Safranbolu) Kazâsı
(Kastamonu Sancağı) |
Bozulus Aşîretine mensup
Türkmân Yörükânı Göçebe Tâifesi
cemâati |
598 |
| |
|
|
|
|
|
SIRA
NO |
CEMAATİN ADI |
YERLEŞİM YERİ |
BAĞLI OLDUĞU TOPLULUK |
KİTAP SAYFA NO |
|
1 |
ŞAMLAR |
Eflâni Kazâsı
(Bolu Sancağı) |
Bozulus Aşîretine mensup
Yörükân Tâifesi cemâati |
590 |
| |
|
|
|
|
|
2 |
ŞAMLI
ŞAMLU
|
Eflâni Kazâsı
(Kastamonu Sancağı) |
Bozulus Aşîretine mensup
Türkmân Yörükânı Göçebe Tâifesi cemâati |
335 |
| |
|
|
|
|
|
3 |
ŞAMLI
ŞAMLU
|
Zârı (Pınarbaşı) Kazâsı
(Kastamonu Sancağı) |
Bozulus Aşîretine mensup
Türkmân Yörükânı Göçebe Tâifesi cemâati |
338 |
| |
|
|
|
|
Günümüzde de görüldüğü üzere tarihsel geçmişte tarımsal faaliyetlerin
yürütüldüğü ve nüfusun büyük çoğunluğunun ikamet edip yaşadığı eski
adıyle Ulus Nahiyesine bağlı köy yerleşkeleri Ulus içinden geçen akarsu
nehir yatağı boylarında sağlı sollu
sıralanmıştır. O dönemlerde köylerden Ulus Nahiyesine geliş ve
dönüşler akarsu yatakları yanından sağlanırmış. Anadolu Türkmenlerinin uç
bölgesine gelip yerleşmeleriyle köy yerleşkelerinin ortak birleşim
noktasında olması sebebiyle hafta pazarı Cuma günleri
Ulus Nahiyesi içinde kurulmaya başlanmış. Cuma günü pazar kurulmasında
temel sebep Müslüman Türklede hafta tatili yani kırsal kesimde iş
görülmeyen gün Cuma günüdür. O gün temiz pak olunur. Temiz
giyilir ve Cuma Namazı'na hazırlık yapılırmış. Cuma namazını toplu
halde kılmak günümüzde olduğu gibi yüzyıllar öncesinden gelen dinsel
gelenektir. Ayrıca yakın, uzak köylerde yerleşik düzene geçmiş
aynı aşiret ve cemaat mensuplarının bir araya geldikleri ortak buluşma
merkezi konumunda olmasıdır.
Ulus Nahiye merkezine Cuma günleri çok
yoğun Müslüman Türkmen gruplarının gelmeye başladığı ve Nahiye
merkezinde yerleşik, Türkmen Cemâatleri nüfuslarının artmaya
başladığı tarih olan, Candaroğulları döneminde ( M.1300 ve 1310 ) büyümekte olan
topluluğa bulundukları yerde eğitim vermek için Zeyniye Tarikatı
dergahından yetişmiş merhum Demirci Hasan Dede görevlendirilmiş. Ulus
Nahiyesine gelip yerleştiği yıllarda bölge halkını organize edip, ilk
iş olarak Ulus'da Hasan Dede Camisi'ni inşaa ettirmiş. Kendisi bu tarihten sonra bölge
köylerindeki mescitler ve odalarında halka eğitim verecek, ibadet
yaptıracak din adamları (imamalar) yetiştirmeye başlamış.
Mevsim şartları elvermediği zamanlarda
özellikle Kış mevsiminde Cuma günleri pazara gelinemez. Bu nedenle
birçok köyün ortak buluşma noktası konumundaki yerelere de birer cami
yapılmış. Kış mevsimlerinde Ulus (Cuma Yanı) pazarına gidelemediği
zamanlarda, daha kısa mesafe olarak buralara gelinir ve Cuma namazı bu
camilerde topluca kılınırmış. Hatta bu camilerin yanında Cuma pazarı
da kurulduğu zamanlar olurmuş.
Bölgeye ilk yerleşimlerin başladığı
yıllara uzanan tarihi geçmişe sahip camiler şunlardır.
Bu camilerin yapımı ve yaptıran kişiler
hakkında bilgiler, Uluslu İbrahim Hamdi Efendi ve Bilinmeyen
Yönleriyle Tarihsel Coğrafyamız adlı eserde detaylı olarak
verilmektedir.
|
OSMANLI DÖNEMİNDEN - TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİNE KADAR
ULUS İLÇESİ' NİN İDARİ YÖNETİMİDE BAĞLI OLDUĞU MERKEZLER
|
İdare bakımından Osmanlı döneminde Bolu çeşitli idari ve yönetimsel
devirler geçirmiştir. Bu
devirler ve Ulus'un bu devirlerdeki durumuna bakmak yararlı olacaktır.
1- İLK MUTASARRIFLIK DEVRİ (1324-1692)
Bolu, Sancak Beyliği şeklinde Anadolu Eyaletine
bağlıydı. Anadolu Eyaleti başşehri Kütahya idi.
M.1324 ve 1692 yılları arasında Bolu Sancağı dahilinde ve sancak
beyine bağlı olarak gözüken 36 kadar kaza vardır.
M.1423 yılında
Candaroğulları Beyliği devamı durumundaki İsfandiyaroğulları
hakimiyetinden askeri harekatla alınarak Osmanoğulları
yönetimine geçmiş. Aşağıdaki listede isimleri belirtilmiş olan
yerleşim birimleri kaza statüsünde Bolu Sancağı yönetimine
bağlanmıştır.
|
SIRA NO |
YERLEŞİM BÖLGESİ ve KAZA ADI |
|
1 |
Taraklı-i Bolu ( Safranbolu
merkezi ) |
|
2 |
Kızılbel ( Karabük'ün batı
kesimi ) |
|
3 |
Aktaş ( Karabük'ün doğu
kesim ) |
|
4 |
Viranşehir ( Eskipazar'ın
bir kesimi ) |
|
5 |
Şahabeddin ( Çerkeş -
Ovacık arası kesim ) |
|
6 |
Kurukavak ( Eskipazar'ın
bir kesimi ) |
|
7 |
Aktaş ( Karabük'ün doğu
kesim ) |
|
8 |
Yörükân-ı Taraklı (
Safranbolu'ya bağlı Yörük köyü ) |
Fatih Sultan Mehmed M.1460 yılında Amasra'yı Ceneviz Kolonisinden
almış. M.1461 yılında İsfanfiyaroğulları elideki toprakları da Osmanlı
idari sınırları içine katmış. Aşağıdaki listede isimleri belirtilmiş olan yerleşim
birimleri kaza statüsünde Bolu Sancağı yönetimine bağlanmıştır.
|
SIRA NO |
YERLEŞİM BÖLGESİ ve KAZA ADI |
|
1 |
Tefen
(Gökçebey)
|
|
2 |
Çeharşembe-i Bolu
(Çaycuma'nın bir bölümü olan, Çarşamba), |
|
3 |
Zerzene Yedidivan
(Bartı-Çaycuma arasındaki, Perşembe) |
|
4 |
Geçenos
(Kozcağız) |
|
5 |
ULUS |
|
6 |
Ovayüzü
(Ovacuma) |
|
7 |
Onikidivan
(Bartın) |
|
8 |
Zarı
(Pınarbaşı) |
|
9 |
Eflani |
|
10 |
Eflâni-i Bolu
(Eflani-Safranbolu arası olan bölge) |
|
11 |
Yenice |
|
12 |
Gölpazarı-i Bolu
( Saltukova yöresi ) |
|
13 |
Amasra |
2- VOYVODALIK DEVRİ (1692-1811)
Bolu, Sancaklıktan Voyvodalığa (Voyvoda=Beylerbeyi veya
mutasarrıfların kazaya gönderdikleri memur) indirildi. 119 yıl
Voyvodalıkla idare edildi.
3- İKİNCİ MUTASARRIFLIK DEVRİ
(1811-1826)
Voyvodalık şeklindeki yönetimler 2. Mahmut'un emri
M.1811 tarihinde kaldırılınca, yerine Bolu Sancağı için tekrar
Mutasarrıflık kurulmuş. Ulus Kazası dahil ve yukarıda tablolardaki
diğer kazalar Bolu Mutasarrıflık yönetimine bağlanmıştır.
Ancak Anadolu'nun Türkleşmesinde çok büyük bir
görev yapmış olan sağ Uc'un beylerbeylik merkezi Kastamonu bu dönemde
atanmış olan yöneticilerin kötü yönetimi yüzünden bir takım
ayaklanmalara sahne olmuş. Bu olaylar sonrasında Viranşehir Sancağı
kurulası kararı alınmıştır.
4- VİRANŞEHİR ( SAFRANBOLU ) SANCAĞI
DEVRİ
(1826-1870)
1826 yılında bağımsız Viranşehir ( Safranbolu "Zağfiranbolu"
Merkezli ) Sancağı kurulmuş. Sancak, gelişen süreç içinde, 1811-1841
tarihleri arasında Ankara Müşirliği’ne, 1841-1846 yılları arasında
Bolu Müşirliği'ne bağlanmıştır. Bolu Müşirliğine bağlı bağımsız bir
sancak yönetiminde iken,
1856 yılında yayınlanan devlet salnâmesine göre
Viranşehir Sancağına bağlı kazalar şunlardır.
|
SIRA NO |
YERLEŞİM BÖLGESİ ve KAZA ADI |
|
1 |
ULUS |
|
2 |
Tefen
(Gökçebey)
|
|
3 |
Çeharşembe-i Bolu
(Çaycuma'nın bir bölümü olan, Çarşamba), |
|
4 |
Zerzene Yedidivan
(Bartı-Çaycuma arasındaki, Perşembe) |
|
5 |
Geçenos
(Kozcağız) |
|
6 |
Ovayüzü
(Ovacuma) |
|
7 |
Onikidivan
(Bartın) |
|
8 |
Zarı
(Pınarbaşı) |
|
9 |
Eflani |
|
10 |
Eflâni-i Bolu
(Eflani-Safranbolu arası olan bölge) |
|
11 |
Yenice |
|
12 |
Gölpazarı-i Bolu
( Saltukova yöresi ) |
|
13 |
Amasra |
|
14 |
Taraklı-i Bolu ( Safranbolu
merkezi ) |
|
15 |
Kızılbel ( Karabük'ün batı
kesimi ) |
|
16 |
Aktaş ( Karabük'ün doğu
kesim ) |
|
17 |
Viranşehir ( Eskipazar'ın
bir kesimi ) |
|
18 |
Şahabeddin ( Çerkeş -
Ovacık arası kesim ) |
|
19 |
Kurukavak ( Eskipazar'ın
bir kesimi ) |
|
20 |
Aktaş ( Karabük'ün doğu
kesim ) |
|
21 |
Yörükân-ı Taraklı (
Safranbolu'ya bağlı Yörük köyü ) |
1870 tarihinde kabul edilen, “İdare-i Umumiye-i Vilayet
Nizamnamesi” ile Osmanlı İdarî yapısında büyük bir değişiklik
yapılmıştır. Nizamnâme, vilâyet, sancak, kaza, köy olarak dörde
ayrılmış olan önceki yönetim şekline ilave olarak köy ile kaza arasına
nahiye yönetimini ilave ederek, idari yapı beş kısma ayrılmıştır.
Kanuna göre bazı sancaklar ve küçük kazalar kaldırılmış. Kaza
statüsüne dönüştürülmüş bölgelerin sınırları da genişletilmiştir.
Kanun kapsamında Safranbolu Sancak statüsünden Kaza statüsüne
dönüştürülmüş, yönetim olarak Kastamonu Vilayeti merkez sancağına
bağlanmıştır. Ulus Kaza statüsünde iken çok büyük bir coğrafyayı içine
alırken, Nahiye statüsüne geri çekilmiş ve idari yönetim olarak da
Zağfiranbolu (
Safranbolu ) Kazasına bağlanmıştır.
1870 yılında Zağfiranbolu ( Safranbolu ) Kazası'na
bağlı diğer Nahiyeler şunlardır.
|
SIRA NO |
YERLEŞİM BÖLGESİ ve NAHİYE ADI |
|
1 |
ULUS |
|
2 |
Eflani
|
|
3 |
Aktaş
( Merkezi Zobran Köyü ) |
1870 yılında Kastamonu Vilayetine bağlı diğer sancak ve
kazaları şunlardır.
|
SIRA NO |
SANCAĞIN ADI |
KAZALARI |
| 1 |
Kastamonu Merkez Sancağı |
1. Nefs-i Kastamonu,
2. Zağfiranbolu,
3. İnebolu,
4. Tosya,
5. Taşköprü,
6. Tatay (Daday),
7. Araç |
| 2 |
Bolu Sancağı |
1. Bolu,
2. Göynük,
3. Gerede,
4. Ereğli,
5. Bartın, |
| 3 |
Sinop Sancağı |
1. Sinop,
2. İstifan
(Ayancık),
3. Boyabad, |
| 4 |
Kengırı ( Çankırı ) Sancağı |
1. Kengırı,
2. Çerkeş,
3. Kalecik, |
Viranşehir ( Safranbolu ) Sancağı 1904 yılından
itibaren, yeni inşaa edilmiş, aşağıda resimlerdeki görkemli binasında
ve merkezde kendine bağlı diğer idari birimleri ile birlikte hizmet
vermeye başlamış. 1976 yılında talihsiz bir yangın felaketine uğramış,
içindeki tüm tarihi vesika ve arşivi ile birlikte yok olmuştur.
|