ANA SAYFA

 

BAĞLI  KÖYLER

1530 YILI - ULUS KAZASI

1530 YILI - ULUS NAHİYESİ

2005 YILI - ULUS İLÇESİ

 

Bartın İli ve Ulus İlçesi Haritası

 

 

ULUS İLÇESİ ve BÖLGE TARİHÇESİ       :

İlçemizle ilgili çeşitli tarihi belge ve bu belgelere göre yazılmış ilçemizle ilgili birden çok ve birbirlerinden farklı bilgiler olan yazılara ulaştım. Birbirlerini tamamlayan ortak bilgilere sahipler. Ancak genel olarak birbirlerini takibi gibi görülmektedir. Bunlardan farklı olarak genel bir açıklama ile Ulus İlçesi ve bölge tarihçesini tanıtmak istedim.

 

Bartın İlinin  37 km. doğusunda, dünya (GPS) koordinat sistemine göre  41 derece 45 dakika enleminde ve 32 derece 39 dakkika boylamında yer alır. Uluçay, Eldeş Çayı, Çerçi Çayı ve Alpu Çaylarının birleştiği vadide kurulmuştur. Deniz seviyesinden 200 m. yüksekte kurulmuş olan Ulus İlçesi tarihi bir hayli eskilere dayanan yerleşim merkezidir.

 

Safranbolu İlçesi ve Bartın İli arası yol güzergâhının üzerinde yer alan Abdipaşa Beldesinden sola, yani doğu istikametine doğru 13 km. içeriye doğru gidildiğinde Ulus İlçe merkezine varılır. Yerleşim yerinin genel bir değerlendirmesini yapalım. Burası bir vadi düzlüğünde, iki yönden gelen ve kazanın içinde birleşen akarsu yatağına yakın  yerdedir.

 

Uluçay olarak yukarıda belirttiğimiz akarsu kaynağı Drahna bölgesinden gelen küçük bir kaynak suyu iken Ulukaya köyünde bir kaya kütlesi içinden çıkan yüksek debili bir kaynak suyunun katılımıyla ismine yakışır şekliyle vadi yatağı boyunca akan Uluçayı oluşturur. Akıp geldiği güzergâh boyunca sağlı sollu  akarsu yatağına yakın veya yamaçlarında Ulus kazasına bağlı birçok köy yerleşimleri vardır.

 

Alpu Çayı, Küre Dağları, Türbe Tepesi dibinden ve (Alpu) Aşağıköy ile (Kayacılar) İğneciler Köyü arasında ortak sınır noktasından kaynak suyu şeklinde çıkar. Sonra vadi yatağı boyunca akıp, Ulus Kazası'na bağlı Sümenler Mahallesi altına kadar gelir. Diğer taraftan Çerçi Çayı Aşağıçerçi köyünün Yukarıçerçi mahallesinin sonunda, Küre Dağlarının dibinden kaynak suyu olarak çıkıp, o da vadi yatağı boyunca gelip, Sümenler Mahallesi içinden geçip, Alpu Çayı ile birleşir. Aynı yerden devam eden akarsu Türbe Yanı ve Saz Mahallesi arasından geçer. Ulus Kaza merkezi yerleşim bölgesi  arkasından dolaşarak, yukarıdan yani güneydoğu istikametinden gelip, Ulus Kazası içinden geçen Uluçay'la birleşir. Birleşik hale gelen bu akarsu artık Ulus Çayı adını alır. Ulus Çayı devamında Samat Mahallesi altından devam edip,  Eldeş Köyü istikâmetinden gelen Eldeş Çayı ile birleşir.

 

 Eldeş Çayı iki ayrı kaynak noktasından ve akarak geldiği bölgelerden katılan dereler akarsuyunu oluşturur. Bunlardan birincisi Ulus kazasına bağlı Yeniköy,  Sorguncuk Mahallesi Gökbeli Dağı eteklerindeki Okka Ovası denilen bölgeden kaynak suyu olarak çıkmaktadır. Diğer ikinci kaynak noktası ise (Karapınar) Aloğlu Mah. ve Güneyören Köyünden çıkan irili ufaklı kaynak suları Kestane Köyü altından geçerek Eldeş Çayına birleşirler. Yine büyük sayılabilecek ve yaz mevsiminde dahi kesilmeye diğer bir kaynak suyu da (Kuzsarnıç) Subaşı diğer adı ile Kürdoğlu mahallesinden çıkıp, aşağıya doğru akarak, Yeniköy istikametinden vadi yatağı boyunca gelen akarsuya karışır. Bu akarsu derin vadi yatağından devam ederek Eldeş Çayını besler.

 

Bölge coğrafyasının en çok bilinen yükseltileri Küre Dağları Milli Parkının da içinde bulunduğu yalçın kayalık yapıya sahip sıra dağlarla, Uluyayla, Gökbeli Dağlarıdır.

 

Tarihsel kayıtları incelediğimizde, günümüz Ulus İlçe sınırları içinde yaşam sürmüş birçok topluluk olmuş. Bartın, Safranbolu, Kastamonu arasında yaşanmış tarihsel geçmişe dair bilgileri en kapsamlı şekilde Kastamonu Tarihi adlı kitabın yazarı merhum Talat Mümtaz YAMAN vermiştir. Ulus bölgesi yine aynı eserde belirtildiği üzere Hz. İsa'nın doğumundan önce (M.Ö)  merkezi Amasya olan Pontus Krallığının sınırları içinde yer almaktadır. Pontus Krallığı bölgede hüküm sürdüğü MÖ.298 ve MÖ.63 yılları arasında doğuda Roma İmparatorluğu'nun rakibi olacak güce erişmiş.

 

M.Ö. I. Yüzyılda batıda güçlenen Romalılar Anadolu''yu da işgal etmeye başlamışlar. Roma kralı Pompeius'un Pontus Kralı V. Mithridates''i Kelkit vadisinde bozguna uğratması üzerine Pontus Krallığı dağılmıştır.

 

Batı Karadeniz bölgesi bu tarihten sonra tamamen Roma İmparatorluğunun yönetimine girmiş. Hz. İsa'nın doğum tarihine rastlayan dönemde bölgenin yönetime katılması bu yıllardan itibaren Anadolu topraklarında Roma yayılmacılığı ile birlikte sınırlar hızla genişlemeye başlamıştır. Roma İmparatorluğu sınırları içinde Hz. İsa ile birlikte yayılmacılık gösteren Hıristiyanlık inancını Roma yönetimi M.S 395 yıllarına kadar resmi devlet dini olarak tanımamış. Roma yönetimi hüküm sürdüğü coğrafya içinde Hıristiyanlık inancını ibadetleriyle yerine getiren halklara karşı askeri gücünü kullanarak yaptığı katliyamlarla yok etmeye çalışmış. Roma askeri zulmüne karşı halk, can ve mal güvenliklerini korumak amacıyla Roma askerlerinin ulaşmakta zorluk yaşadığı yerlere yerleşilip, buralarda yaşamlarını sürdürmüşler. Uzun yıllar süren böylesine korku dolu yönetim şekline karşı eğemen olduğu sınırlar içinde yaşayan toplumlardan, karşı taaruzlar gelmeye başlamış. Ama her defasında yine halk askeri güç karşısında bertaraf edilmiştir.

 

Anadolunun çeşitli yörelerinde o dönemlerden kalmış bu türden bir çok yerleşim izlerine rastlanır. Doğal şartların zor olduğu ve ulaşımın güçlükle yapıldığı yerlere  barınaklar ve ibadethaneler inşaa edilmiş. Günümüzde bunlardan bir çoğu sit alanı veya tarihi eser olarak koruma altına alınmıştır. Trabzon'daki Sümala Manastırı ibadethane olarak buna bir örnek teşkil etmektedir.

Roma İmparatorluğunun hükümranlık  sınırları içinde yaşayan halkın toplumsal huzursuzluğu, yönetimle halkın barışık olmaması, Hıristiyanlık inancının 395 yıl yönetim tarafından  resmi devlet dini olarak tanınmaması İmparatorluğun Doğu ve Batı Roma olarak ikiye bölünmesi nedenlerinden birinci sebep olmuştur. Doğu Roma sınırları içinde kalan bölgemiz coğrafyası yönetim merkezi olarak Konstantiniye (İstanbul) merkezli Bizans'a bağlanmış. Doğu Roma bölünmeden sonra ayrı bir yönetim statüsüne kavuşturulmuş. Hıristiyanlık inancı üzerine oturtulmuş yönetim modeli, halkın yaşama özgürlüğünü güvence altına almış. Resmi devlet dini olarak tanınmış olan Hıristiyanlık inancı bu sayede daha geniş coğrafyaya, görkemli ibadethaneler yapılarak yayılmaya başlamış. Hüküm sürdüğü coğrafya sınırları içinde zor doğa şartlarında yaşayan insanlara can ve mal güvenliği sağlanmış. Bizans'ın Hıristiyanlık inancını özgür bırakmasının en büyük örneğini İstanbul'da Ayasofya'yı ibadethane olarak yapmasıyla göstermiştir.

 

Bizans bölgesel yönetimle merkezi yönetim arasındaki ilişkiler o yıllarda Eyalet sitemi kurularak sağlanmış. Bizans Eyaletleri, Tekfur olarak da adlandırılan, emrinde idari ve askeri kuvvetler bulunan Eyalet Valileri tarafından yönetilmiştir. Bölgemiz o yıllarda Paphlagonya Eyalet (Paphlagonia Thema) sınırları içinde yer almıştır. Paphlagonya Eyaleti Hıristiyanlık inancını yaşayan iki büyük topluluktan oluşmatadır. Bunlar Heneti (Enetler) ve Potamia topluluklarıdır.

 

M.Ö. 9. Yüzyılda küçük bir Latin şehiri olan Roma, önce krallarca yönetilir, daha sonra cumhuriyet olur ve M.Ö. 1. Yüzyılın sonunda bir imparatorluk halini alır. Dili Latince, dini Yunan-Roma geleneklerinin karışımı olan bir paganizm olan Roma İmparatorluğu M.Ö. 1. Yüzyıldan M.S. 3. Yüzyıla kadar tüm Akdeniz'e hakim olur. 3. Yüzyılda ekonomik bir krizle karşı karşıya kalan Roma aynı zamanda kuzeyden gelen "barbar" kavimlerin istilasına uğrar. 396 yılında imparator Teodosius imparatorluğu doğu ve batı olmak üzere ikiye bölüp oğulları arasında paylaştırır. Merkezi Roma kenti olan Batı İmparatorluğu 476 yılında yıkılırken, merkezi Constantinopolis olan Doğu İmparatorluğu ayakta kalır. Uzun yüzyıllar boyunca yabancı istilalara karşı koyan Doğu Roma imparatorluğu bu süre içerisinde Yunanlaşır, Ortodoks Hıristiyanlaşır. 13. Ve 14. yüzyılda iyice küçülen imparatorluk 1453 yılında Osmanlılar tarafından yıkılır.

 

Henüz Roma İmparatorluğu  Doğu, Batı şeklinde bölünmeden önceki dönemlerine ait güzel bir örnek hali hazır durumda bölgemiz coğrafyasında yer almaktadır.  Ulus İlçesi Küre Dağları Milli Parkı içinde Bartın - Ulus İlçesi  Aşağıköy'ün üst yamacından yukarı çıkılan, Türbe Tepesi arkasında, yerel halk tarafından Odalar Yanı ve Uzun Çarşı olarak adlandırılan antik eserlerin açığa çıkartıldığı bölgedir. Bahsi geçen antik bölge henüz Roma ikiye bölünmezden önce burayı yaşam alanı olarak seçmiş olanlar, Roma askeri mezaliminden can ve mal güvenliklerini korumak, ibadetlerini özgürce yapapabilmek için burayı yaşam alanı olarak seçmişler. Daha sonraki yüzyıllarda  ortaya çıkacak olan ve Paphlagonya Eyaletini kurmuş toplumun ataları olan Pala'ların zor doğa şartlarında yaşam sürdüğü alandır.

 

Bölgede gözlenebilir durum şöyledir. Odalar Yanı adlı alanda,  kireçtaşı, köfün taşı ve kerpiç kullanarak horasan harcıyla örülmüş, geniş bir araziye yayılım gösteren zaman içinde yıkılmış, üzerleri toprak örtülü, içinde yer yer ulu ağaçlar bitmiş antik yapılar topluluğu, yaklaşık yüzyıldır yakın çevreden gelen kaçak kazıcılar tarafından  tahrip ederek açığa çıkartılmıştır. Seçilen yerleşim yeri yaya ulaşımının uzun süreçli ve zor doğa şartlarıyla karşılaşılabilen, Küre Dağları dağ silsilesinin tam orta yerinde askeri anlamda mevzii bölgedir. Özellikle yüksek bir tepecik üzerinde ve bölgede tek olan kaynak suyunun üzerinde kurulmuş olması stratejik açıdan iyi seçilmiş bir bölgedir.

 

Doğu Roma olarak bölünmeden sonra, Paphlagonya Eyaletinin kuruluşuyla birlikte bu toplulukların can ve mal güvenlikleri elde etmeleriyle çevreye yayılmacılık gösterip, daha rahat tarımsal faaliyetleri sürdürebilecekleri akarsu kenarlarına inmişler. Muhteşem sayılabilecek taş ve kerpiç binalarını bu defa buralarda inşaa etmeye başlamışlar. Özgürce ve  büyük kitleler halinde ibadet yapabilecekleri kiliseler ve erzak depolamak için mahzenler ve yeni yaşam alanlarında evler inşaa etmişler.

 

Ulus İlçesi / Aşağıköy yerleşiminin üst bölgesinde Küre Dağları Milli Parkı içine 1998 yılında yaptığımız inceleme gezisinde sırasında kaçak kazıcıların tahribatlarını gözlemiştik. O yılarda kireçtaşı ve köfün taşından yapılmış duvarlar dahi sökülmüş her şey birbirine karıştırılmıştı. 2005 yılı Ağustos'unda yine aynı bölgeye yaptığımız Video coğrafya belgeseli çekimlerini kaydetmek için gittiğimizde ise bölge için orijinal olan, daha önce görmediğimiz 3m. boyunda yuvarlak, başlıklı mermer sütun direğin açığa çıkarıldığını kaydettik. Ancak sütun başı kırılarak tahrip edilmiş. Kim bilir bunlardan kaç tanesi daha toprak altında bilinmiyor.

 

Aynı bölgeden yaklaşık 500 metre ileride üzerinde ulu gökçe ağaçların yetiştiği tümülüs şeklinde bölgenin antik mezarlık bölgesi yine kaçak kazıcılar tarafından kazılarak açığa çıkartılmıştır. Çevrede birçok kafatası, uyluk kemikleri vs. görülmektedir. Bölge coğrafyası Küre Dağları Milli Parkı ilan edilmiş olduğuna göre bu antik bölgenin daha fazla tahribat görmeden koruma altına alınması ve bilimsel anlamda yaşamsal tarihinin belirlenmesi için en azından kemikler üzerinden yapılacak karbon 14 deneyi ile yaklaşık kaç yıl öncesine ait olduğu tesit edilmelidir. Bu da bilimsel anlamda ön görülen tarihlere denk gelip gelmediği tespit edilmiş olacaktır. Ayrıca arkeolojik akademisyenlerin yürüttüğü, Bartın İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü organizasyonu ve Kültür Bakanlığından tahsis edilen maddi kaynaklara ilave olarak, yerel müteşebbislerin maddi kaynakları ile sponsor olmaları ile bir an önce kurtarma kazılarına başlanmalıdır. Yoksa gelecek nesillere geçmişten görsel olarak izleyebilecekleri hiç bir iz kalmayacaktır.  Zaten bakanlık bu tür organizasyonlara maddi kaynak sağlayacak müteşebbislere vergi indirimi sağlayan 5228 sayılı Kanun'la, kültür varlıklarımızın korunması ve kalıcı hale getirilmesi kanununu çıkartmış, halen yürürlüktedir. Bölgemizin tarihsel  yönü bilisel ve arkeojojik olarak iyi tariflenebilirse, Turizm yönüyle de gelişme gösterebilecek nezih bölgelerden birisi olmaya adaydır.

Küre Dağları Milli Parkı eteklerinde ULUS - AŞAĞIKÖY

Küre Dağları - TÜRBE TEPESİ

ODALAR YANI -  Antik Eserler Bölgesi

ODALAR YANI - Antik Su Kaynağı / karşıda

Köfün Taşı İle Örülmüş Yapı

Kireç Taşı ve Kerpiçle Örülmüş Yapı

Açığa Çıkartılmış 3 m. Boyunda Cilalı Mermer Sütün

Antik Su Taşıma Kanalı

Bizans ve Selçuklu döneminde Ulus İlçesinin de içinde yer aldığı uç bölgesine Müslüman Türklerin gelip yerleşmesi, 1074 Malazgirt Meydan muharebesinden sonra fasılalar halinde olmaya başlamış. Nitekim 1075 yılında Selçuklu şehzadesi Süleyman Şah bin Kutalmış İznik'i fethederek Anadolu Selçuklu devletinin temellerini atmış. Bundan sonra da Süleyman Şah kendi askeri grubundan Emir Karatekin'i "Uç emiri" (hudut valisi) atamış.

 

Bizans yönetiminin başındaki I. Aleksios'un 1084 yılında bölgedeki valilerini askerleriyle birlikte İstanbul'a toplantıya çağırmasını fırsat bilen  Emir Karatekin Ulus, Bartın, Devrek topraklarını ele geçirdiikten sonra kıyıya yönelerek Zonguldak yöresini bütünüyle ele geçirmiş. Fakat önceden var olan Büyük Selçuklular ile Anadolu Selçukluları arasındaki çekişmeler yeniden başlamış. Bu çekişmeler sonucu Anadolu Selçukluları büyük bir sarsıntı geçirmişler. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah kendisi karşısında bağısızlık ilan edip devlet kurmaya çalışan başta Süleyman Şah üzerine 1091 senesinde Emir Bozan adlı adamının komutasında ordular göndermiş. Bir yandan bunlarla çarpışmaktan ve diğer yandan ordusunu güçlendirmek için Sinop'a çekilmiş olmasından dolayı Emir Karatekin Bizanslılar karşısında direnemeyince bölge yeniden Bizanslıların eline geçmiş.

 

Emir Karatekin'in ölümünden sonra bölge yaklaşık 110 veya 120 yıl idari boşlukta kalmış. Bu yıllarda iç bölgelerden, yani Amasya, Çorum, Çankırı, Ankara ve Bolu'dan Türkmen toplukları uç bölgelere doğru ilerleyerek, konar göçer yaşam sürdürmeye devam etmişler. Yeni bölgelere doğru ilerleme ve yurt tutmada temel sebep arkadan gelen Moğol istilaları ve Türkmen gruplarının  kendi mal ve ekonomik varlıklarına karşı yapılan saldırılar olmuş. Uç bölgelere ilerlemiş olan Türkmen grupları ile Bizans grupları halk tabanında ticari faaliyetleri dahi olmuş. Türkmen gruplarına otlak ve yaylak dahi kiralamışlar. Onların ürettiği tarımsal ve hayvansal ürünler dahi alınıp, Uzun yıllar Amasra Limanı üzerinden Bizans merkezi olan Konstantinepolis (İstanbul) ve Venedik Limanlarına denizden ulaştırılmış.

 

Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Aslan'ın Ankara bölgesi meliki olan oğlu Muhiddin Mesud Şah Kastamonu taraflarında muharebeler yapmış. Bu muharebelerden birisi de o yıllardaki adı "Dadybra" olan Safranbolu ve kalesi dört ay süreyle kuşatma altında tutulmuş. Sonuç olarak 1196 senesinde Muhiddin Mesud Şah, kaledekilerin kenti terk etmeleri şartıyla hayatlarını bağışlamış. Bunların yerine bölgeye Anadolu Türkmen Aşiretlerinden çeşitli gruplar yerleştirilmeye başlamış. Osmanlı döneminin son dönemlerine kadar birçok Rum aslılı aile Safranbolu'da özellikle Yazıköy ve Kıranköy civarında Türkmen gruplarıyla birlikte barış içinde sürdürmüşlerdir. Ancak Safranbolu Kalesi'nin ilk ele geçirilişi sırasında bölgeden Rum aileler kıyı kesimlere, yani henüz Müslüman Türklerin eline askeri anlamda geçmemiş bölgelere göç etmişler. Özellikle denize açılan kapı konumunda olması sebebiyle Parthenius (Bartın)  ve Sasemos Amastratis (Amasra) yoğun Rum nüfusu barındırmak zorunda kalmış. Eski eser yapılarda genel olarak Rum mimarisi kullanılarak yapılmış evleri ve ibadethaneleri incelediğimizde o günlerin izleri günümüze kadar taşımaktadırlar. Yüzyıllardır Rum aileler ve Müslüman Türkler bir arada barış içerisinde yaşamış olmaları neticesinde birbirlerini bilgi ve el sanatları konusunda  yetiştirmişler. Hatta bir Müslüman Türk ev vs. yaptıracağı zaman Rum ustalar dahi çalıştırırmış. Bartın merkezinde meydana gelen yangınlar bu yapıların bir çoğunun yanmasına sebep olmuştur.

 

Safranbolu - Eflani - Kastamonu hattı askeri anlamda ele geçirilip Anadolu Selçuklu topraklarına katıldıktan sonra bu coğrafyada Türkmen Aşiretlerine mensup gurupların güvenlikleri daimi olarak sağlanmış. Sonraki yıllarda bölgelerdeki topraklar, Selçuklu Sultanları tarafından Bizans İmparatorluğu'na karşı devamlı askeri mücadelede bulunmak karşılığında Çoban ailesine ikta olarak verilmiştir. Bu ailenin bölgede kurduğu Çobanoğullari Beyliği Kuzeybatı Anadolu'da Selçuklu siyasî ve idarî anlayışını sürdürmüş ve XIII. yüzyıla kadar varlıklarını devam ettirmişler. Kayı soyuna mensup olduğu kabul edilen bu beyliğin kurucusu Emir Karatekin soyundan gelen Emir Hüsameddin Çoban Bey'dir.

 

XIII. yüzyıl başlarında Ovacuma, Pınarbaşı, Ulus coğrafyası içinde her ne kadar Çobanoğulları hükümranlık alanında ise de Türkmen Aşiretlerine bağlı topluluklar bölge coğrafyasına daha henüz kalabalık nüfuslar şeklinde yayılım göstermemiştir. Bölgede o yıllarda Rum yerleşkeleri ve hatta Ulus Nahiyesinde Rum ailelerinin de yaşadığı bilinmektedir. Bu bölgelere esas yayılım Konya merkezli Anadolu Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev'in Moğol orduları başkumandanı, Baycu Noyan'la  Temmuz 1243 yılında yaptığı Kösedağ savaşında yenilmesiyle Anadolu Selçuklu iktidarı sarsılmış. Bu savaştan sonra Selçuklu hanedanı ve Konya'daki merkezi idare Anadolu üzerindeki otoritesini yitirdimiş. Bu koşullarda, "uc" adı verilen, Bizans'la sınır olan bölgelerde, Anadolu Türkmen Aşiretleri tarafından kurulan beylikler ortaya çıkmıştır.

 

Anadolu'da ortaya çıkan beyliklerden bir çoğu Konya'da mevcut Anadolu Selçuklu iktidarını ele geçirmek için çeşitli entrikalar çevirmekte olduğunu fark eden Gıyaseddin Keyhüsrev Ahlat'da yerleşik Kayı Boyunun, Kızıl Alma Oymağı meliki Alp Aslan Mehmet'e güvendiğinden, Konya'ya gelmesini, kendisinin muhafız birliği komutanı olmasını istemiş. Alp Aslan Mehmet beraberinde dört komutanını ve oniki yaşında (1255 doğumlu) oğlu Şemsettin Yaman Candarı'da getirmiş. Konya'ya gelmiş ve Gıyaseddin Keyhüsrev'in muhafızı olmuslar. Oğlu Şemseddin Yaman Candar Konya'ya oniki yaşında gelişi ile birlikte Mevlana'nın dergâhında eğitim görmüş. İlerleyen yıllarda Mevlevi dergâhının sayılı adamlarından olmuş. O da babası gibi Sarayın ve Selçuklu Sultanının güvenliğini sağlayanlardan olmuş. Gıyaseddin Keyhüsrev'in ölümünden sonra  oğlu II. Gıyaseddim Mesud M.1284 ve 1296 yılları arasında Anadolu Selçuklu Sultanı olmuş. Bu sırada Anadolu hala Moğol hakimiyeti altında bulunmaktadır.

 

 M.1291 yılında Sultan Mesud'un kardeşi Rükneddin Kılıç Arslan Konya merkezli saltanat tahtını ele geçirmek için mücadeleye başlamış. Bu maksatla bulunduğu Kırım'dan gemilerle gelen Rükneddin Kılıç Arslan Arslan Sinop'a çıkıp, ve oradan Kastamonu'ya geçmiş. Bu sırada Kastamonu'da Çobanoğlu Beyi olan Mazafferüddin Yavlak Arslan bulunmaktadır. Rükneddin Kılıç Arslan, Muzafferüddin Yavlak Arslan'ı kendisine atabey tayin ederek sultanlığını ilân etmiş. II. Gıyaseddin Mesud, onların üzerine yürüdü ise de yenilerek esir düşmüş. Ancak İlhanlı hükümdarının Sultan Mesud'a yardım için gönderdiği kuvvetler yolda yetiştişip, yapılan savaşta Sultan Mesud kurtarılmış. Bu olay sonrası Sultan Mesud Muhafız komutanı Şemseddin Yaman Candar'a kendisini kurtaran savaşta büyük yararlıklar gösterdiğinden dolayı Kastamonu yakınlarındaki Eflani bölgesini Zemaat Tımarı olarak vermiş. Böylece Candaroğulları Beyliği kurulmuş ve Candar'lık vasfından dolayı Şemseddin Yaman'ın Selçuklu sarayına mensup ümeradan biri olduğu bilinmektedir.

 

Selçuklu Sultanı II.Gıyaseddin Mesud'un tutsaklıktan kurtarılışı ve Candaroğlu Beyliği kuruluşu ile ilgili Şemseddin Yaman Candar kendisinin bizzat bölgemiz coğrafyası hakkında verdiği bilgiler şöyledir

 

" Bu harekatta, oğlum Süleyman'ın gösterdiği kahramanlığı ve gözü pekliği ben dahil, harekattaki herkes takdir etti. Bu harekat neticesinde, tutsaklıktan kurtardığım, II. Gıyaseddin Mesud, ve bir yenilgiyi zafere dönüştürdüğümü duyan, İlhanlı hükümdarı Keyhatu, çok memnun oldular. Bunu yüzüme karşı söyleyip beni kutladılar. ayrıca bana Safranbolu, Eflani, Kastamonu, Sinop ve uç bölgeleri de içine alan ve harekatta öldürülen Yavlak Aslan'dan kalan Çobanoğulları beyliğini de verdiler.

 

M.1291 yılı Eylül ayında, Candaroğlu Beyliğini kurmuş ve Candaroğlları beyi olmuştum. Yanlız, Kastamonu merkezi halen Yavlak Aslan'ın oğlu, Hüsamettin Mahmut Bey'in işgali altında idi. Ben de emrimdeki askerlerimle Eflaganlu (Eflani) bölgesine yerleştim. Savaşta dağılan birliklerden topladığım bin iki yüz civarında eri eğitmeye başladım. Bir taraftan geçici olarak, Candaroğulları beyliğimin merkezi yaptığım Eflaganlu bölgesine yerleşik düzene geçme çabalarımız devam ederken, bir taraftan da askerlerin eğitimlerini yaptırıyor, mevcutlarını artırmak için gerekenleri yapıyordum. Bunun için: Konya'ya bir ekip gönderip, oradaki oymağımı Eflani'ye getirtmiştim. Etrafa yani iç bölgelere saldığım adamlarla haberler gönderip, göç halinde olan Türkmen Aşiretlerinden çeşitli obaları beyliğime davet ediyordum. Eğitim ve asker toplama işi M.1300 yılına kadar devam etti.

 

Eflani'ye yerleşim artmış ve bu artışla birlikte etrafımızı imar etmeye başladım. Arkadan bölgemize gelen göcerlere yeni yerler gösteriyor, onlarında yerleşik düzene geçmelerini teşvik ediyordum. Atlı asker sayısı on bini bulmuş, Beylik Eflani'ye sığmaz olmuştu. Devamlı yerleşim alanları açıyor, yeni gelenleri oralara yerleştiriyordum.

 

Artık yaşım ilerlediği için M.1309 yılının ilkbaharında Beyliği oğlum Süleyman Paşa'ya bırakmaya karar verdim. Oğlum Süleyman Paşa ele avuca sığmıyor. Kastamonu üzerine yürüyüp, Çobanoğlları bakiyesi olan Hüsamettin Mahmut beyi ortadan kaldırıp, sahip olduğumuz topraklardan onu silip atmak ve  Beylik merkezini Kastamonu'ya taşımak istiyordu. Bunun için 2 Temmuz 1309 günü sefere çıktı ve 4 Temmuz 1309 tarihinde Kastamonu'da kesin olarak alıp, buralarını da Candaroğlları beyliği topaklarına katılmış oldu. Daha sonra oğlum Süleyman Paşa Eflani'den beylik merkezini Kastamonu'ya taşıdı.

 

Beyliğin yaşlı komutanlarıyla aldığımız karar gereği yaşlılığımızı geçireceğimiz yeni bir oba yeri tespit edip orada yaşama kararı aldık. Nitekim bir av partisi sırasında görüp beğendiğim, Ilındır (Ulus İlçesi - Kalecik Köyü) vadisine yerleşmeye karar verdik."
 

Anadolu Türkmen Aşiretlerine bağlı topluluklarının bölgemiz coğrafyasına M.1300 yıllarında başlayan yayılımları bu defa son olarak Eflani üzerinden olduğu görülmektedir. Eflani'den yayılım yolları söyledir. Ovacuma ve Abdipaşa yönüne, Ovacuma ve Akçekese yönüne, Ovacuma ve Çöme yönüne ayrıca Ovacuma - Ulus yönüne yayılımlar başlamış. Yurt tutulan bölgelerde konar göçerlikten yerleşik yaşama geçişler başlamış

 

Bu süreç içinde Ulus Nahiye merkezinde dengeler Müslüman Türkmenlerden yana artışlar göstermiş. Birçok Rum aile daha uç bölgelere doğru ilerleyiş göstermişler. Türkmen Aşiretlerinin çeşitli obalarından gelen gruplarla köy yerleşkelerine dağılıp yerleşik düzene geçişleri, Candaroğulları beyliğini bölgede Çobanoğulları beyliğini ortadan kaldırdığı tarih olan M.1309 dan M.1354 yılına kadar sürmüştür.

 

Amasra'da Ceneviz Koloni yönetimi hariç olmak üzere Batı Karadeniz bölgesinin büyük bir kesiminde M.1309 tarihinden 1423 yılına kadar yılına kadar hüküm süren Candaroğulları beyliği yerleşik düzene geçişte bölgede sürekli kalmayı temin eden ve güvenliğini sağlayan beylik yönetimi olmuştur.

 

Osmanoğulları Beyliğinin Batı Karadeniz bölgesine açılan bir kapı olarak Safranbolu'yu Yıldırım Beyazıd eliye 1392 yılında aldıktan sonra, bölgeye Osmanlı idari ve siyasi yönetiminin girmiş olduğu tarihtir. Ancak 1402 yılında Ankara savaşından sonra, Osmanlıların Timur'a yenilmesinden yararlanan Çobanoğulları Safranbolu'ya kadar olan bölgeyi tekrar kendi yönetimlerine aldılar. Ancak bu tarihlerde Eflani, Ovacuma, Ulus, Çöme, Pınarbaşı, Bartın gibi bölgemizi sınırlayan coğrafya bu dönemlerde el değiştirmeden Candaroğulları yönetiminde kalmıştır.

 

Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt'ın  oğlu Çelebi Mehmet 1416 yılında Safranbolu'ya yönelik bir seferle bu kazayı Candaroğullarından tekrar geri almış. Ancak 1423 yılında Candaroğulları beyi İsfendiyar Bey'in Safranbolu'ya yaptığı fakat yenilgisiyle sonuçlanan seferden sonra, Safranbolu tekrar Osmanlıların eline geçti. Candaroğulları devamı durumunda olan İsfandiyaroğulları ve Osmanoğulları arasında gelişen iyi ilişkiler neticesinde bölge coğrafyası idari olarak Osmanoğulları eline geçmiş oldu.

 

Fatih Sultan Mehmet'in M.1459 yılında Amasra'yı Ceneviz Koloni yönetiminden almış. Batı Karadeniz'in kıyı şeritlerine kadar olan uç bölgeleri böylece Osmanlı topraklarına katılış oldu. Bu uç bölgelerin yerleşim alanlarına da iç bölgelerden Anadolu Türkmen Aşiretlerine mensup obalar, oymaklar veya cemaatler yerleştirilmiş oldu.

 

Bölge tamamen Osmanlı idari ve siyasi sistemi içine dahil edildikten sonra merkezi Kütahya'da olan Kocaeli, Bolu, Çankırı,Kastamonu ve diğer Vilayet Sancakları oluşturulmuş. Safranbolu, Eflani, Ulus Kadılık yönetim alanları şeklinde M.1460 tarihinde Kütahya Anadolu Beylerbeyliği Bolu Sancağına bağlanmış. M.1530 (H.937) tarihli  438 numaralı Muhâsebe-i Anadolu defterinde bölgenin kaza ve köy yerleşkeleri dahil vergi kayıtları tutulmuş. Nizami devlet yönetimi teşkil edilmiş. Yine bu tarihlerde bölgeden elde edilen üründen alınacak  vergi gelir gruplarına göre birçok köy yerleşkesinin bir araya getirilmesi ile ve sınırları belirlenmiş coğrafi alanlar Tımar statüsünde Sipahi yönetimlerine verilmiş. Bu tımarlar çoğu kez Divan adı ile anılmaktadır. Günümüde bazıları Dağ Divanı, Arıt Divanı, Ilındır Divanı, Burunsuz Divanı, Çal Divanı olarak adları bilinmektedir.

 

Divanbaşı olan aileler genellikle Paşa, Ağazade, Şeyhler, Sağlık sıhhat dağıtan güvenilir kişiler, ve Tımarlı Sipahilerden seçilmektedir. Köy yerleşkelerinde ikamet eden Türkmen Aşiretlerine mensup çeşitli oba, oyamak veya cemâat mesubu olan aileler Tımar hizmetkarı olarak çalışmışlar. Tımar toprağı mülki olarak Osmanlı Padişahları ailesine ait, vergi geliri Divanbaşı olan aileye ait, kullanım hakkı ise üzerinde tarımsal faaliyette bulunan ailelere aittir.

 

Bu tarihlerde artık bölgenin köyleri dahil, tüm nahiye ve kazalarında yaşayan halk yerleşik hayata geçmiş. Çoğunluk denebilecek sayıda nüfusa erişmiş olan Türkmen toplulukları çevre köy yerleşkelerine dağılıp buralarda yurt tutmuşlardır.  Bununla ilgili olarak,

 

Başbakanlık Arşiv Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler

 

 Yazarı, Cevdet TÜRKAY (İşaret Yayınları) eserinde Bolu Sancağına bağlı  Ulus Kazasına gelip yurt tutmuş Anadolu Türkmen ve Erkâd Tâifesine mensup Aşiret ve Cemâatler şunlardır.  

SIRA

NO

AŞİRETİN ADI YERLEŞİM YERİ BAĞLI OLDUĞU TOPLULUK KİTAP SAYFA NO
1

BEĞMİŞ

 Ulus Kazâsı

 ( Bolu Sancağı )

Göçer evli göçebe

Türkmân Tâifesinden oluşan cemâatler

58
         
2

ULUS

 Ulus Kazâsı

 ( Bolu Sancağı )

Göçer evli göçebe

Erkâd Tâifesinden oluşan cemâatler

142
         

SIRA

NO

CEMAATİN ADI YERLEŞİM YERİ BAĞLI OLDUĞU TOPLULUK KİTAP SAYFA NO
1

AĞA

 Ulus Kazâsı

 ( Bolu Sancağı )

Bozulus  Aşiretine mensup

Türkmân Tâifesi cemâatı

156
         
2

KAYACI

KAYACILAR

 Ulus Kazâsı

 ( Bolu Sancağı )

Bozulus Aşîretine mensup

Yörükân Tâifesi cemâati

427
         
3

SARICA

SARICALAR

SARICALI

 Ulus Kazâsı

 ( Bolu Sancağı )

Reyhanlu Aşîretine mensup

Türkmân Yörükânı Tâifesi cemâati

553
         
4

TODURGA

DODURGA

 Ulus Kazâsı

 ( Bolu Sancağı )

Bozulus Aşîretine mensup

TürkmânYörükânı Tâifesi cemâati

617
         
5

YAMŞANLI

YEMŞENLİ

YEMŞENLÜ

 Ulus Kazâsı

 ( Bolu Sancağı )

Bozulus Aşîretine mensup

Yörükân Tâifesi cemâati

650
         
6

ŞEYHLER

ŞEYHLİ

ŞEYHLÜ

 Ulus Kazâsı

 ( Bolu Sancağı )

Bozulus Aşîretine mensup

Türkmân Yörükânı Göçebe Tâifesi cemâati

598
         

 

Aynı eserinde Bolu ve Kastamonu Sancaklarına bağlı komşu kazalara gelip yurt tutmuş Anadolu Türkmen ve Erkâd Tâifesine mensup diğer Aşiret ve Cemâatler ise şunlardır.  

 

SIRA

NO

CEMAATİN ADI YERLEŞİM YERİ BAĞLI OLDUĞU TOPLULUK KİTAP SAYFA NO
1

DAVUDLAR

DAVUD OBASI

 Zağfiranbolu (Safranbolu) Kazâsı

 (Kastamonu Sancağı)

Bozulus Aşîretine mensup

Yörükân Tâifesi cemâati

266
         
2

HACIHASANLU

HACIHASANLAR

 Zağfiranbolu (Safranbolu) Kazâsı

 (Kastamonu Sancağı)

Bozulus Aşîretine mensup 

Türkmân Yörükânı Tâifesi cemâati

335
         
3

HACILAR

OBASI

 Zağfiranbolu (Safranbolu) Kazâsı

 (Kastamonu Sancağı)

Bozulus Aşîretine mensup

Yörükân Tâifesi cemâati

338
         
4

ŞEYHLER

ŞEYHLİ

ŞEYHLÜ

 Zağfiranbolu (Safranbolu) Kazâsı

 (Kastamonu Sancağı)

Bozulus Aşîretine mensup

Türkmân Yörükânı Göçebe Tâifesi cemâati

598
         

 

SIRA

NO

CEMAATİN ADI YERLEŞİM YERİ BAĞLI OLDUĞU TOPLULUK KİTAP SAYFA NO
1

ŞAMLAR

 

 Eflâni Kazâsı

 (Bolu Sancağı)

Bozulus Aşîretine mensup

Yörükân Tâifesi cemâati

590
         
2

ŞAMLI

ŞAMLU

 Eflâni Kazâsı

 (Kastamonu Sancağı)

Bozulus Aşîretine mensup

Türkmân Yörükânı Göçebe Tâifesi cemâati

335
         
3

ŞAMLI

ŞAMLU

 Zârı (Pınarbaşı) Kazâsı

 (Kastamonu Sancağı)

Bozulus Aşîretine mensup

Türkmân Yörükânı Göçebe Tâifesi cemâati

338
         

Günümüzde de görüldüğü üzere tarihsel geçmişte tarımsal faaliyetlerin yürütüldüğü ve nüfusun büyük çoğunluğunun ikamet edip yaşadığı eski adıyle Ulus Nahiyesine bağlı köy yerleşkeleri Ulus içinden geçen akarsu nehir yatağı boylarında sağlı sollu sıralanmıştır. O dönemlerde köylerden Ulus Nahiyesine geliş ve dönüşler akarsu yatakları yanından sağlanırmış. Anadolu Türkmenlerinin uç bölgesine gelip yerleşmeleriyle köy yerleşkelerinin ortak birleşim noktasında olması sebebiyle hafta pazarı Cuma günleri Ulus Nahiyesi içinde kurulmaya başlanmış. Cuma günü pazar kurulmasında temel sebep Müslüman Türklede hafta tatili yani kırsal kesimde iş görülmeyen gün Cuma günüdür. O gün  temiz pak olunur. Temiz giyilir ve Cuma Namazı'na hazırlık yapılırmış. Cuma namazını toplu halde kılmak günümüzde olduğu gibi yüzyıllar öncesinden gelen dinsel gelenektir. Ayrıca  yakın, uzak köylerde yerleşik düzene geçmiş aynı aşiret ve cemaat mensuplarının bir araya geldikleri ortak buluşma merkezi konumunda olmasıdır.

 

Ulus Nahiye merkezine Cuma günleri çok yoğun Müslüman Türkmen gruplarının gelmeye başladığı ve Nahiye merkezinde yerleşik, Türkmen Cemâatleri nüfuslarının artmaya başladığı tarih olan, Candaroğulları döneminde ( M.1300 ve 1310 ) büyümekte olan topluluğa bulundukları yerde eğitim vermek için Zeyniye Tarikatı dergahından yetişmiş merhum Demirci Hasan Dede görevlendirilmiş. Ulus Nahiyesine gelip yerleştiği yıllarda bölge halkını organize edip, ilk iş olarak Ulus'da Hasan Dede Camisi'ni inşaa ettirmiş. Kendisi bu tarihten sonra bölge köylerindeki mescitler ve odalarında halka eğitim verecek, ibadet yaptıracak din adamları (imamalar) yetiştirmeye başlamış.

 

Mevsim şartları elvermediği zamanlarda özellikle Kış mevsiminde Cuma günleri pazara gelinemez. Bu nedenle birçok köyün ortak buluşma noktası konumundaki yerelere de birer cami yapılmış. Kış mevsimlerinde Ulus (Cuma Yanı) pazarına gidelemediği zamanlarda, daha kısa mesafe olarak buralara gelinir ve Cuma namazı bu camilerde topluca kılınırmış. Hatta bu camilerin yanında Cuma pazarı da kurulduğu zamanlar olurmuş.

 

Bölgeye ilk yerleşimlerin başladığı yıllara uzanan tarihi geçmişe sahip camiler şunlardır.

SIRA NO CAMİ ADI BULUNDUĞU BÖLGE veya KÖY

AÇIKLAMA METNİ

1

HASAN DEDE CAMİSİ

Ulus İlçe Merkezinde

BAKINIZ

2

DRAHNA CAMİSİ

Drahna Bölgesi, Kozanlı Köyü, Pazar Yerinde

 

3

GÜRGEN CAMİSİ

Ağaköyü, Gürgen Cami Mahallesinde

 
4

ŞIH EYÜP CAMİSİ

Güneyören Köyü, Şubaşı (Kürdoğlu) Mahallesi

BAKINIZ

 

Bu camilerin yapımı ve yaptıran kişiler hakkında bilgiler, Uluslu İbrahim Hamdi Efendi ve Bilinmeyen Yönleriyle Tarihsel Coğrafyamız adlı eserde detaylı olarak verilmektedir.

OSMANLI DÖNEMİNDEN -  TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİNE KADAR

ULUS İLÇESİ' NİN  İDARİ YÖNETİMİDE BAĞLI OLDUĞU MERKEZLER

İdare bakımından Osmanlı döneminde Bolu çeşitli idari ve yönetimsel devirler geçirmiştir. Bu devirler ve Ulus'un bu devirlerdeki durumuna bakmak yararlı olacaktır.

 

1- İLK MUTASARRIFLIK DEVRİ (1324-1692)

Bolu, Sancak Beyliği şeklinde Anadolu Eyaletine bağlıydı. Anadolu Eyaleti başşehri Kütahya idi.

 

M.1324 ve 1692 yılları arasında Bolu Sancağı dahilinde ve sancak beyine bağlı olarak gözüken 36 kadar kaza vardır.

 

M.1423 yılında Candaroğulları Beyliği devamı durumundaki İsfandiyaroğulları hakimiyetinden  askeri harekatla alınarak Osmanoğulları yönetimine geçmiş. Aşağıdaki listede isimleri belirtilmiş olan yerleşim birimleri kaza statüsünde Bolu Sancağı yönetimine bağlanmıştır.

SIRA NO

YERLEŞİM BÖLGESİ ve KAZA ADI

1

Taraklı-i Bolu ( Safranbolu merkezi )

2

Kızılbel ( Karabük'ün batı kesimi )

3

Aktaş ( Karabük'ün doğu kesim )

4

Viranşehir ( Eskipazar'ın bir kesimi )

5

Şahabeddin ( Çerkeş - Ovacık arası kesim )

6

Kurukavak ( Eskipazar'ın bir kesimi )

7

Aktaş ( Karabük'ün doğu kesim )

8

Yörükân-ı Taraklı ( Safranbolu'ya bağlı Yörük köyü )

Fatih Sultan Mehmed M.1460 yılında Amasra'yı Ceneviz Kolonisinden almış. M.1461 yılında İsfanfiyaroğulları elideki toprakları da Osmanlı idari sınırları içine katmış. Aşağıdaki listede isimleri belirtilmiş olan yerleşim birimleri kaza statüsünde Bolu Sancağı yönetimine bağlanmıştır.

 

 

SIRA NO

YERLEŞİM BÖLGESİ ve KAZA ADI

1

Tefen (Gökçebey)

2

Çeharşembe-i Bolu (Çaycuma'nın bir bölümü olan, Çarşamba),

3

Zerzene Yedidivan (Bartı-Çaycuma arasındaki, Perşembe)

4

Geçenos (Kozcağız)

5

ULUS

6

Ovayüzü (Ovacuma)

7

Onikidivan (Bartın)

8

Zarı (Pınarbaşı)

9

Eflani

10

Eflâni-i Bolu (Eflani-Safranbolu arası olan bölge)

11

Yenice

12

Gölpazarı-i Bolu ( Saltukova yöresi )

13

Amasra

 

2-  VOYVODALIK DEVRİ (1692-1811)

Bolu, Sancaklıktan Voyvodalığa (Voyvoda=Beylerbeyi veya mutasarrıfların kazaya gönderdikleri memur) indirildi. 119 yıl Voyvodalıkla idare edildi.

 

3- İKİNCİ MUTASARRIFLIK DEVRİ (1811-1826)

Voyvodalık şeklindeki yönetimler 2. Mahmut'un emri M.1811 tarihinde kaldırılınca, yerine Bolu Sancağı için tekrar Mutasarrıflık kurulmuş. Ulus Kazası dahil ve yukarıda tablolardaki diğer kazalar Bolu Mutasarrıflık yönetimine bağlanmıştır.

 

 Ancak Anadolu'nun Türkleşmesinde çok büyük bir görev yapmış olan sağ Uc'un beylerbeylik merkezi Kastamonu bu dönemde atanmış olan yöneticilerin kötü yönetimi yüzünden bir takım ayaklanmalara sahne olmuş. Bu olaylar sonrasında Viranşehir Sancağı kurulası kararı alınmıştır.

 

4- VİRANŞEHİR ( SAFRANBOLU ) SANCAĞI DEVRİ (1826-1870)

 1826 yılında bağımsız Viranşehir ( Safranbolu "Zağfiranbolu" Merkezli ) Sancağı kurulmuş. Sancak, gelişen süreç içinde, 1811-1841 tarihleri arasında Ankara Müşirliği’ne, 1841-1846 yılları arasında Bolu Müşirliği'ne bağlanmıştır. Bolu Müşirliğine bağlı bağımsız bir sancak yönetiminde iken,

 

1856 yılında yayınlanan devlet salnâmesine göre Viranşehir Sancağına bağlı kazalar şunlardır.

 

SIRA NO

YERLEŞİM BÖLGESİ ve KAZA ADI

1

ULUS

2

Tefen (Gökçebey)

3

Çeharşembe-i Bolu (Çaycuma'nın bir bölümü olan, Çarşamba),

4

Zerzene Yedidivan (Bartı-Çaycuma arasındaki, Perşembe)

5

Geçenos (Kozcağız)

6

Ovayüzü (Ovacuma)

7

Onikidivan (Bartın)

8

Zarı (Pınarbaşı)

9

Eflani

10

Eflâni-i Bolu (Eflani-Safranbolu arası olan bölge)

11

Yenice

12

Gölpazarı-i Bolu ( Saltukova yöresi )

13

Amasra

14

Taraklı-i Bolu ( Safranbolu merkezi )

15

Kızılbel ( Karabük'ün batı kesimi )

16

Aktaş ( Karabük'ün doğu kesim )

17

Viranşehir ( Eskipazar'ın bir kesimi )

18

Şahabeddin ( Çerkeş - Ovacık arası kesim )

19

Kurukavak ( Eskipazar'ın bir kesimi )

20

Aktaş ( Karabük'ün doğu kesim )

21

Yörükân-ı Taraklı ( Safranbolu'ya bağlı Yörük köyü )

 

1870 tarihinde kabul edilen, “İdare-i Umumiye-i Vilayet Nizamnamesi” ile Osmanlı İdarî yapısında büyük bir değişiklik yapılmıştır. Nizamnâme, vilâyet, sancak, kaza, köy olarak dörde ayrılmış olan önceki yönetim şekline ilave olarak köy ile kaza arasına nahiye yönetimini ilave ederek, idari yapı beş kısma ayrılmıştır. Kanuna göre bazı sancaklar ve küçük kazalar kaldırılmış. Kaza statüsüne dönüştürülmüş bölgelerin sınırları da genişletilmiştir. Kanun kapsamında Safranbolu Sancak statüsünden Kaza statüsüne dönüştürülmüş, yönetim olarak Kastamonu Vilayeti merkez sancağına bağlanmıştır. Ulus Kaza statüsünde iken çok büyük bir coğrafyayı içine alırken, Nahiye statüsüne geri çekilmiş ve idari yönetim olarak da Zağfiranbolu  ( Safranbolu ) Kazasına  bağlanmıştır.

 

1870 yılında Zağfiranbolu ( Safranbolu ) Kazası'na bağlı diğer Nahiyeler şunlardır.

 

SIRA NO

YERLEŞİM BÖLGESİ ve NAHİYE ADI

1

ULUS

2

Eflani

3

Aktaş ( Merkezi Zobran Köyü )

 

1870 yılında Kastamonu Vilayetine bağlı diğer sancak ve kazaları şunlardır.

SIRA NO

SANCAĞIN ADI

KAZALARI
1

Kastamonu Merkez Sancağı

1. Nefs-i Kastamonu,

2. Zağfiranbolu,

3. İnebolu,

4. Tosya,

5. Taşköprü,

6. Tatay (Daday),

7. Araç

2

Bolu Sancağı

1. Bolu,

2. Göynük,

3. Gerede,

4. Ereğli,

5. Bartın,

3

Sinop Sancağı

1. Sinop,

2. İstifan (Ayancık),

3. Boyabad,

4

Kengırı ( Çankırı ) Sancağı

1. Kengırı,

2. Çerkeş,

3. Kalecik,

Viranşehir ( Safranbolu ) Sancağı 1904 yılından itibaren, yeni inşaa edilmiş, aşağıda resimlerdeki görkemli binasında ve merkezde kendine bağlı diğer idari birimleri ile birlikte hizmet vermeye başlamış. 1976 yılında talihsiz bir yangın felaketine uğramış,  içindeki tüm tarihi vesika ve arşivi ile birlikte yok olmuştur.

Kale Üstinde - ESKİ HÜKÜMET KONAĞI

1976 YILINDA YANAN - ESKİ HÜKÜMET KONAĞI