MÜZİK SİSTEMİNİZİ LÜTFEN AÇINIZ !... ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

 

ULUSLU İBRAHİM HAMDİ EFENDİ - ATLASI

 

TARİH 1729

       EFLÂN-İ BOLİ   /   EFLANİ       

 

Altmış buçuk derece boylamda ve kırk bir derece kırk dakika enlemde Safranbolu’dan altı saat doğuda, bir düz zeminde, ortasında her Pazertesi günleri hafta pazarı kurulur. Dükkanları çoktur.

 

EFLENİ İLÇESİ - GENEL GÖRÜNÜMÜ

EFLENİ İLÇESİ - GENEL GÖRÜNÜMÜ

EFLANİ İLÇESİ - GENEL GÖRÜNÜMÜ

EFLANİ İLÇESİ - GENEL GÖRÜNÜMÜ

 

Ekmekçi fırını, Kasap dükkanları, Han, Odalar, Mahkeme, Müftü yeri, Kethuda(1) yeri, Nakibü’l-eşraf kaymakamı ve bir de camisi vardır.

 

EFLANİ TARİHİ HANI

EFLANİ İLÇESİ - TARİHİ HANI

 

 Cami yanından üç dört merdiven aşağıya inilir. Bir akar çeşmesi ve zahire ve hububat çeşitlerinin satıldığı, Pazar yeri vardır. Her hafta çevreden develer ve katırlarla gelip zahire alırlar. Çoğunlukla olmak üzere ticari gelirleri ve karları ekin işlerindendir.

 

Bir tarafında hayvan pazarı kurulur. Yine o tarafta büryan (Kebap) kuyuları olup, Ruz-ı Hızır’dan(2) Kasım ayına kadar kuyu büryanı (Kuyu kebabı) pişirip satarlar.

 

Hayvanlardan at, katır, eşek, koyun, ve inek her cinsten bol miktarda gelip alış veriş yaparlar. Halkı pamuk işlerler. Pamukdan yapılmış satılacak mallar çok gelir. Çadır bezi diye ifade ederler. Astar(3)  ve sade yağ (Tereyağı) iyi olur.

 

Pazar kurulan yerin (Eski Eflani pazarının kurulduğu yer) yanında Çelebiler adında düzenli bir köy olup, bu köy pazar yerine yüksekçe bakan bir yerde kurulmuştur. İyi imar edilmiş ve malı mülkü çok olan zengin büyük aileler vardır. Pazar yerinin sahibi dahi aynı (Çelebiler Köyü) köyden olur. Şu anda ki pazar yerinin mal sahipleri ve gelecekte aynı sülaleye mensup olacaklar da dahil olmak  üzre buranın tasarrufu ve aynı sülalaeye dahil olanlar tamamen yok oluncaya kadar nesilleri yok olduğunda ise burası (Eski Pazar yeri) Medine (Haremeyni Şerfeyn) Vakfı(4)  ‘na aittir.

 

Kıble tarafında Depeköy adındaki (Tepecik Köyü) köyde pabuç ve çizme dikerler.

 

Kayadibi Köyü halkı Keçi ve Koyun yününden çul dokuyup satarlar.

 

Karşı istikametinde Tavşan Zaimi (Alhanlar), Şimale Paşa (Paşaköy), Bedil, Saçak Köyleri vardır. Bu köylerin her birisi düzenli, tertipli aynı zamanda bu köylerde hanedana yakın Vezir-zâde Ağalar ve Oda sahipleri olup, gelen misafirlerine hürmet ve saygı gösterirler.

 

Yakında olan Hacıağa adındaki köyde (Çelebiler Köyü / Ek Mahallesi) Kadiri’lerin(5) Tekkesi vardır. Şeyh’leri oldukça Sufi(6)  ve mübarek insandır.

 

Bu kazanın aralıklı olarak bazı bölgelerinde önceki tarihlerde yaşamış ve bulundukları yerin simgesi olmuş merhumların türbeleri vardır. Bu türbelerin çevrelerinde doğal olarak kendi kendine yetişen bir ağacı kesmek mümkün olamaz. Eğer kesmek için ısrar eden birisi olursa o insan eninde sonunda felakete uğrar.

 

Arazisi bereketli ve iyi mahsul yetişen, verimi yüksek, meşhur bir kazadır. Yerleşim yeri düz bir zeminde olduğundan, genellikle birbirilerine yakın olan yerleşim yerlerinden buralar görünür.

 

Tekkeci’ler (Tekke Köyü) köyü’nün  karşı tarafı Kastamonu’ye bağlıdır. Oradan sonra Çiğlen’e dört saat yerde ve buranın sınırı olan Tekkeciler’in (Tekke Köyü) sırtı üzerinden, Saçak köyüne doğru Kayabaşı’na gelirken değirmenin yakınında bir mermer aslan heykeli tarla kenarında durur.

 

Bölge halkının batıl inanışına  ve anlatıklarına göre Hazreti Ali, “Allah onu yüceltsin” o taraflara doğru geldiği zaman askerlerinden birisine saldırmakta olan aslan, Hz. Ali’nin bedduasını alınca böyle olmuştur.

 

Oradan Müezzin (Muazzım) Köyü karşısında düzeltilmiş bir tepe vardır. Oldukça yüksekçe bir yer olduğundan, Eflani Kazası’nın çoğunlukla olmak üzere yerleşim alanları buradan görünür.

 

O taraflarda temiz, leziz ve cennet suyuna benzer suları olup, genellikle evlerin önünden akıp gider.

 

Oradan devam edilerek, Kayabaşı üzerinden Ovayüzü (Ovacuma) kazasına girilir.

 

Üç yolu vardır. Birincisi doğu tarafında Sarıoğlu Köyü’nün karşısından olan yol, (Bağlıca  “Gazze” den aşağıya gidilen yol)

 

İkincisi ortada Kayabaşı’ndan olan ana yol, kağnı arabasının gidebileceği genişçe bir yoldur.

 

Üçüncü diğer yol ise, Bedil köyünden ve Bedil yaylasından devam edilerek, Gezkaya’dan aşılıp, Porya adındaki çiftlik yanından Ovayüzü’ne inilir. Başka yolu yoktur.

 

Bu Eflani Kazası’nda hiç bağ, bahçe, bostan yoktur. Üzüm, kavun, karpuz, turp, şalgam, soğan, sarımsağı ve diğer sebze cinsinin tümünü Safranbolu’dan getirip pazarlarda satarlar. Bunları para verip de satın alırlar. Buralarda bağ olmazsa da bostan (Bahçe) olurdu. Halkı ilgi alaka göstermemiş olduğundan gerektiğinde çarşıdan satın alırlar.

 

Meyve çeşitlerini ise Ovayüzü (Ovacuma) ve Ulus’dan getirirler. Buranın çevresinde ancak Alıç(7) olur. Başka bir meyve olmaz.

 

------------ SAYFA KENARI NOTU -----------------

 

Bu Eflani kazasının Safranbolu’ya gidilen tarafında Paşa (Paşabey) Köyü karşısında taşlık olan, tarla kenarında Emir Narı ağacı (Kocayemiş – Arbutus Unedo) vişne ağacı kadar büyüklüğünde, meyvası bol olan ağaçtır. Oldukça büyükçe olup, Çal (Çalköy) tarafına doğru tüm ormanlık olduğu gibi bundandır.

 

Kocayemiş (Emir Narı)  Ağacı   ( Arbutus Unedo )

Kocayemiş (Emir Narı)  Ağacı   ( Arbutus Unedo )

 

Fakat ne fayda, bölge halkı Devleti Aliyye (Osmanlı Devleti) duyup anlamasın diye ne yerler, ne de yedirirler.(8) O bölgede keklik çok bol bulunur.

 

------------ SAYFA KENARI NOTUNUN SONU -------

 

Halkı biraz huysuz ve kavga etmeye meyillidir..

 

Yaz günlerinde havalar kurak olup, derelerinde suları kesilince, değirmenleri dönmez. Un öğütmek için diğer köylerin   değirmenlerine muhtaç kalırlar.

 

 

Devamı için bakınız.....

 

ULUSLU İBRAHİM HAMDİ EFENDİ - ATLASI

 

  Zafer ÇELEBİ / Ulus (BARTIN) - 2005

 

 

TARİH 2005 - Araştırmalar

 

(1) KETHÜDA

 

Esnaf, tüccar ve sanatkarların devletle olan ilişkilerini yürüten kişidir. Kethüdalar seçimle işbaşına getirilir. Kethüdalık, yiğitbaşlığında olduğu gibi, kadı onaylanması zorunlu bir mevkidir. Bir kişinin kethüdalığa seçilebilmesi için üç usta yetiştirmiş olması ve kıdemli usta olması şartları aranır. Aynı zamanda, kethüdası olacağı esnafın işini bilmesi de gerekir.

 

Kethüda’nın görevleri şunlardır.

 

1.      Esnaf’ın bütün işlerine nezaret etmek,

 

2.      “Gedik” tabir edilen esnaflık ruhsatının ulaşmasını sağlamak ve ustalık aletlerinin devir-teslimini

yapmak,

 

3.      Esnaf arasında çıkan anlaşmazlıkları halletmek,

 

4.      Hükümetin emirlerini yiğitbaşı aracılığıyla esnafa bildirmek,

 

5.      Ceza vermek, kadılıkça verilen cezayı infaz etmek,

 

6.      Usta olacakların tören gününü tespit etmek.

 

 

 

(2) RUZ-I HIZIR ve RUZ-I KASIM

 

Ruz-ı Hızır ve Ruz-ı Kasım diye ikiye ayıran takvim bilgilerine göre, Ruz-ı Hızır'ın, yaz mevsiminin başlangıcı sayılan, 6 Mayıs'tan 8 Kasım'a kadar süren 186 günlük bu dönemi, 'Hızır Günleri' adıyla anılmaktadır. 9 Kasım - 5 Mayıs tarihleri arasındaki 178 gün süren Ruz-ı Kasım kış devresi ise, 'Kasım Günleri' olarak adlandırılır.

 

 

(3) ASTAR

 

Genellikle hanımların elbise dikmek için kullandığı pamuklu kumaş

 

 

(4) MEDİNE VAKFI  (Haremeyn-i Şerifeyn Vakfı)

 

Mekke’deki Kâbe ve Medine’deki Ravza-i Mutahhara yani Peygamberin kabrinin bulunduğu mevki ki Osmanlı döneminde buralar için ayrıca bir vakıf vardı. Bu vakfa Haremeym-i Şerifeyn Vakfı deniliyordu. Buraya bağlı vakıflar ve malların yönetimi bu vakıf tarafından yürütülmekteydi.  Bu vakıf mallarından toplanan vergiler Mekke ve Medine’deki fakirlere dağıtılırdı. Kırıkkale, Keskin, Çankırı, Çelebi yörelerinden vergi geliri toplayan insanlara ise Haremeyn-i Şerifeyn Türkmenleri denilirdi. Pelivanlı, Cerid, Şid, Beydili oymaklarının önemli bir kısmı Haremeym-i Şerifeyn Türkmeni olarak adlandırılmıştır. Bu uygulama Fatih Sultan Mehmed döneminde başlatılmış  yakın zamana kadar sürmüştür.

 

Kaynak           :

Tarih Terimler ve Deyimler Sözlüğü, “Haremeyn-i Şerifeyn Vakfı”, M.Z.PAKALIN, MEB Yay. C,I, s.

 

 

(5) KADİRİYE  TARİKATI (Kadirilik)

 

Kadirilik, XII. yüzyılda Abdülkadir Geylani tarafından Irak'ta kurulan Sünni bir tarikattır. Şeriat kurallarına uygun dinsel bir anlayış izlemişlerdir. Sünni İslam tarikatları içinde çok önemli bir yer tutan ve birçok bağlıları bulunan Kadirilik'ten yirmiye yakın kol türemiştir.

 

Bunların içinde en tanınanları Esediyye, Halisiyye, Rumiyye, Hilaliyye, Yafiiyye, Garibiyye, İseviyye, Ekberiyye ve Eşrefiyye kollarıdır. İslam dünyasının en yaygın üç tarikatından biri olan Kadiriye tarikatını Anadolu'ya taşıyan XV. yüzyılda şair Sugi Eşrefoğlu Rumi'dir. İlk olarak bu tarikat İznik yöresinde kurulmuştur.

 

XVI. yüzyılda da Kadiriye, İsmail Rumi ile İstanbul'a ulaşmıştır. Dolayısıyla Eşrefiye ve Rumiye olmak üzere iki kol halinde varlığını sürdürmüştür. Günümüzde hala varlığını koruyan kolu sadece Eşrefiye'dir. Kadirilik ortaya çıkışından itibaren Sünniliği benimsemiş bir tarikattır. Şeriat kurallarının dışına çıkılmasına kesinlikle karşıdırlar.

 

 Toplumsal gelişmeye karşı olmuşlardır. Hatta ilerici değişimler karşısında ortaya çıkan gerici ayaklanmalarda başı çekmişlerdir. Özellikle Arap ülkelerindeki Kadiriler Osmanlı'nın dağılma sürecinde bazı tavizler karşılığında İngiliz emperyalizmiyle işbirliği yapmışlardır.

 

(6) SUFİ

 

Dinin emirlerini yerine getiren, yasaklardan, haramdan kaçınan, dünyadan el etek çekmiş kendini ibadete adamış dindar, hatip ve tasavvuf ehli olan kişi anlamında kullanılan bir tabirdir.

 

 

(7) ALIÇ (Crataegus oxyacantha)

 

10 m.’ye kadar yükselebilen, dikenli, beyaz veya pembe çiçekli bir ağaçtır. Meyveleri 6-10 mm çapında, 1-3 tohumlu, esmer-kırmızı veya kırmızı renklidir. Hafif ekşimsi lezzetli meyveleri yenilmektedir.

 

Alıç ağacının yaprak, çiçek ve meyveleri Orta Çağdan beri özellikle kalp  destekleyici ve kalp-damar sistemi fonksiyonlarını normalize etmek için kullanılmaktadır. Her biri, bitkiye çok güçlü antioksidant özellikler veren flavonoid (flavonlar) bileşikleri açısından oldukça zengindir. Alıç, kalp-damar sistemi (cardiovascular system) üzerinde pozitif etkiler gösteren 3 grup ana bileşik içerir. Bu bileşikler; triterpenoid saponinler (triterpenoid saponins), aminler (amines) ve flavonlar (flavonoids) ’dır. Alıç’ın antioksidant etkisi, serbest radikal oluşumunu engelleyerek (inhibe ederek) kalbin tümünü olumlu yönde etkilemektedir. Avrupalı araştırmacılar, bu bitkinin kalp ve beyne olan kan akışını artırdığını, kalbi düzensiz atışlara (kalp ritm bozukluğu) karşı koruduğunu, kalbin kasılma gücünü artırdığını ve kan basıncını (tansiyon) dengelediğini göstermişlerdir.

 

Alıç içerisindeki etken maddeler kalp kasları dejenerasyonunda ve koroner damarlardaki daralmalar sonucu gerekli miktarda kanın ve oksijenin kalp kaslarına gönderilememesi durumundaki oksijen yetersizliğine karşı da kalbin korunmasına yardımcı olmaktadır.

 

Bilindiği gibi bu durum, şiddetli göğüs veya kalp ağrısı şeklinde kendini gösteren ve angina’ (anjina pektoris) olarak bilinen bir rahatsızlığa yol açabilmektedir.

 

Alıç, damarları genişleten bioflavononid’ler açısından da oldukça zengindir. Bu bileşikler çok güçlü antioksidanlar olup; kalbe oksijen ve kan akışının artmasına yardımcı olurlar. Bu durum kalbin kan deveranı için harcamak zorunda olduğu gücü azaltır ve kalbi rahatlatır. Ayrıca bioflavonoid maddeler kan damarlarının çeperlerini güçlendirir ve vücudun diğer bölgelerine olan kan akışını da düzenler.

 

Alıç içerisindeki bileşiklerin kolesterolü ve damarlardaki plaket oluşumunu da azalttığı gösterilmiştir. Kalp hareketlerini yatıştırıcı ve düzenleyici olarak, tehlikesizce uzun zaman kullanılabilir. Alıç, çeşitli kalp ve kan dolaşımı hastalıklarında rahatlıkla kullanılabilecek ender bitkilerin en başta gelenidir. Tedavide başarı elde etmek için gerekli olan uzun süreli kullanımlarda kesinlikle hiçbir yan etkisi yoktur. Sonuçları genellikle etkileyici ve inandırıcıdır.

 

Kalp ritim bozuklukları (arrhythmias), sinirsel kalp çarpıntıları, kalp yetmezliği, ağır enfeksiyon hastalıkları sonrasındaki kalp kasları zafiyeti, kalp krizi sonrası, yüksek kan basıncı, damar sertliği alıç bitkisinin başarıyla kullanılabileceği alanlardır. Ama bu tedavilerde sabırlı ve disiplinli olmak gerekir. Çünkü bitkinin etkisi uzun süreli kullanımlar (4-8 hafta) sonucunda oluşmaya başlar ve bu olumlu etki gitgide artar. Bu bitki ayrıca, bedendeki sıvı birikimlerinin dışkılanmasını da sağlayabilir.

 

Ayrıca; sinir sisteminde yatıştırıcı, spazmları azaltıcı, idrar söktürücü ve kabız yapıcı etkileri de vardır. Alıç ın içerdiği maddelerde vücutta birikme, zehirlilik ve alışkanlık yapma gibi özellikler olmadığından uzun süreli kullanıma uygundur.

 

Uyarı

Bilinen hiçbir yan etkisi yoktur. Tedaviye ara vermesizin sürekli kullanılabilecek bitkilerdendir. Bağımlılık oluşturmaz. Doktor kontrolünde kalp veya tansiyon ilaçları ile birlikte kullanılabilir.

 

 

(8) EFLANİ’DE TARİHSEL SOSYOLOJİK DURUM TESBİTİ

 

" Fakat ne fayda, bölge halkı Devleti Aliye (Osmanlı Devleti) duyup anlamasın diye ne yerler, ne de yedirirler.”

 

Osmanlı Devleti’nin XVII. yüzyılda yürütmekte olduğu Tımar sistemi ile bölgesel olarak işletilen topraklar üzerinde halkın çeşitli tarımsal faaliyet gelirlerinin toplamından vergi alınmaktadır. Tarımsal gelir vergisine dahil olan meyvacılık ve meyve kurusu satışlarından elde edilen gelirler, dikkate değer meblağlar oluşturmaktadır. Bu nedenle yerleşik konuma geçilmesinden sonra tımar arazileri içinde yaşayanlar tarafından dikilerek, yetiştirilmiş meyvaların bakımları Tımar sahibi konrolünde yürütülmektedir.

 

Tımar bölgesi içinde sadece orada yaşayan yerel halk tarafından bilinen, orman alanları içinde veya arazinin belirli yerlerinde doğal olarak yetişen insanların yemesinde sakınca olmayan, bazı türlerden sağlık, sıhhat bulmaları için faydalandıkları meyva veren bitkiler vardır.

 

Yazarmız tarafından bahs olunan Kocayemiş (Emir Narı)  Ağacı (Arbutus Unedo)  meyva veren bir bitkidir. Olgunlaştığında dalından koparılarak yenildiği gibi kurutması yapılarak, komposto da yapılabilir.

 

Doğal olarak yetişen bu ürün üzerinden ilave olarak vergi alınmasın diye bu ürünün herkes tarafından bilinmesi istenmez, gizli tutulur.  Bazı durumlarda bu türden doğal bitkilerin yetiştiği araziler geniş bir bölgeyi kapsar da yıllık gelir vergisi önemli bir meblağ oluşturur ise bu bölge Osmanlı Devlet idaresi tarafından ayrı bir Tımar arazisi olarak bir başkasına verilebilmektedir.

 

Paşabey ve Çalköy halkı o dönemde böyle endişeler taşımış olduklarından olsa gerek ne kendileri bu Kocayemiş meyvalarından yer ne de başkasına yedirirlermiş.

 

 Araştırma / Zafer ÇELEBİ

 

ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

Zafer ÇELEBİ

GSM 0535 308 16 56

E-Posta Gönderebilirsiniz........!

MSN Massenger İletişimi Sağlayabilirsiniz....!