MÜZİK SİSTEMİNİZİ LÜTFEN AÇINIZ !... ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

 

ULUSLU İBRAHİM HAMDİ EFENDİ - ATLASI

 

TARİH 1729

     BARTIN   

 

         5. İklimde yer alan Bartın, altmış dört buçuk derece boylamda ve kırk bir buçuk derece enlemde Bolu’dan üç günlük yol ile kuzeyde ve Karadeniz’e ulaşmak için üç mil kadar içeride bir liman ağzında, yirmi dört köyü içine alan bir kaza olup, her Cumartesi günü hafta pazarı kurulur.

BARTIN IRMAĞI ve ORDU YERİ KÖPRÜSÜ GÖRÜNÜŞÜ

BARTIN IRMAĞI ve ORDUYERİ KÖPRÜSÜ GÖRÜNÜŞÜ

Manzarası güzel görünümlü, şirin bir kasaba olup bir iki camisi, temiz olmayan hamamı, Ulus Müftüsü(1) İbrahim Efendi’nin yaptırdığı yeni bir hanı vardır.

 

Eskiden elçi olan (Bosna Valisi) İbrahim Paşa orada zarif ve temiz bir han yaptırmıştır.

 

TAŞ HAN - ALT KAT GİRİŞ KAPISI

TAŞ HAN - ÜST KAT GÖRÜNÜŞÜ

TAŞ HAN ( İBRAHİM PAŞA HANI ) - ALT KAT GİRİŞ KAPISI

TAŞ HAN ( İBRAHİM PAŞA HANI ) - ÜST KAT GÖRÜNÜŞÜ

 

 Ayrıca hanın yanında, minareli cami (2) (Orta Cami)  ve karşısında bir saat kulesi yaptırmış, hanın (Taş Han)  kira gelirlerini cami görevlilerine ve saatçiye tahsis etmişti.

 

TARİHİ ORTA ( İBRAHİM PAŞA ) CAMİ

TARİHİ ORTA ( İBRAHİM PAŞA ) CAMİ

ORTA CAMİ ( İBRAHİM PAŞA CAMİSİ )  GÖRÜNÜŞÜ

ORTA CAMİ ( İBRAHİM PAŞA CAMİSİ )  GÖRÜNÜŞÜ

 

Güzel bir çarşı ve pazarı olup, burada her sanatın ustası bulunurdu. Saatin sesi yarım saatlik yerden işitilirdi. Caminin önünde çok güzel çeşmeleri vardı.

 

  SAYFA 317

 

Yirmibeş Bölük(3) cemaatinin mensubu olan insanlar, gelişi güzel konuşurlar. Cemaatten başka, diğerleri de yetmişi birden gereksiz konular hakkında konuşurlar.

 

Haftada bir iki defa sipere gizlenip, sonra da düşmanla çarpışır gibi birbirleriyle  vuruşarak döğüşürler.

 

Kasabalarında bir yangın çıkmış ve havanında rüzgarlı olması nedeniyle hepsinin evleri yanmış, ayrıca o kutsal cami, hanlar, ve saat kulesi yangında büsbütün kül olmuştur. Şu anda o güzel süslü yapılar kalmamıştır.

 

Her hafta Bolu, Borlu (Safranbolu), Eflani, Ovayüzü (Ovacuma) ve Ulus kazalarından çok sayıda pazarcılar gelip, çamaşır, çıra, keten tohumu, pesdil, ceviz, yağ, keten ipliği, astar ve kereste getirip alış veriş ederler.

 

Kadı, Müftü ve İstanbul Gümrüğü tarafından görevlendirilmiş birer görevli adam burada bulunur.

 

Tüccarlar gelip satacağı mallarını İbrahim Paşa hanına (Taş Han) bırakıp, burada istirahat ederler. Fakat her birisi bir yerde uzun süre ticaret yapabilmek için, hakka hukuka saygı göstermeyen, onların sırtından geçinen bir zorbanın korumasına muhtaçtır.

 

TAŞ HAN - ÜST KAT GÖRÜNÜŞÜ

TAŞ HAN - ÜST KAT GÖRÜNÜŞÜ

TAŞ HAN ( İBRAHİM PAŞA HANI ) - ÜST KAT GÖRÜNÜŞÜ

TAŞ HAN ( İBRAHİM PAŞA HANI ) - ÜST KAT GÖRÜNÜŞÜ

 

Kale komutanı bile (Dönemin Mutasarrıfı olan Serdengeçti Ağası) kendilerinden (Zorba’lardan) yana olup, herkesin lanet ve nefret ettiği kişidir.

 

Vilayetlerinde  güzel mahsulat olur. Fakat çoğu darı ekip onu yerler. Ereğli taraflarında bir kayagan taşı madeni olup, pergel ile döndürerek keserler. Sekiz, on paraya taşdan saç diyerek satarlar.

 

Darı unundan hazırlanmış hamuru onun üstünde pişirdikten sonra Kartlaç(4)  adıyla yerler. Çoğunluk olarak buğday ekmeği herkes tarafından arzu edilmez.

 

Bu kasabada dahi ekmek fırını olmayıp, herkes evinde ekmek pişirip kahvehanelerin önünde satarlar. Kavun, karpuz ve kirazı iyi olur.

 

Bu kasabanın iki tarafını ırmak kenarındaki liman (Tahmil Tahliye İskelesi) kucaklar.

 

Ancak Ulus tarafı köşede düz olan bir zeminde kurulmuştur.

 

TARİHİ TAHMİL TAHLİYE ( YALI ) İSKELESİ

GÜNÜMÜZDE YALI BÖLGESİ

YALI TERSANESİ yanında TAHMİL TAHLİYE İSKELESİ

GÜNÜMÜZDE IRMAK KENARINDA YALI BÖLGESİ

 

 Killi toprak çamurundan yapılmış olduğundan evlerinin üzerinde kiremitleri, kırmızı mercana benzer.

TARİHİ BARTIN EVLERİ

TARİHİ BARTIN EVLERİ

Çatı üstü Osmanlı kiremitleri ile örtülü

TARİHİ BARTIN EVLERİ

Çatı üstü Osmanlı kiremitleri ile örtülü

TARİHİ BARTIN EVLERİ

 

Bu nehrin suyu Ovayüzü (Ovacuma) ve Ulus kazalarından akarak gelir.

 

Büyük Derbend’in boğaz ağzından geçip, Bartın Kazası sınırları içine girip, kasabanın yukarı tarafına kadar bir mil geldikten sonra durgunlaşıp akını hızı kesilir.

 

Kasabanın ön tarafında güzel ve ferahlık veren (Gürgenpınarı Bölgesi) bir iskelesi vardır. Irmağın iki yakasında arazinin uygun olan yerlerinde her zaman yeni gemi karkas çatımı veya tamamlanarak indirilmeyi bekleyen gemiler vardır.

 

İstanbul Galata’sında olduğu gibi makara yapımcıları, halat bükücüleri ve çeşitli sanayi ustaları mevcuttur.

 

BARTIN IRMAĞI KENARINDA GEMİ TERSANELERİ

BARTIN IRMAK YOLU ÜSTÜNDE GEMİ TERSANESİ

YALI TERSANESİ yanında TAHMİL TAHLİYE İSKELESİ

GÜNÜMÜZDE IRMAK KENARINDA YALI BÖLGESİ

 

Bu kasabanın ön tarafındaki limandan, (Gürgenpınarı İskelesi’nden) Karadeniz sahiline gelene kadar, iki tarafında düz ve engebeli arazileri  olup, iki tarafında elma bahçeleri ve diğer meyvelerle doludur. Genellikle ağaçların çoğunluğu üzüm asması olur. Irmağın her iki tarafından cennet’teki suya benzer kaynak suları çıkıp ırmağa doğru akar.

 

Karadeniz’in göründüğü düz çimenlik yerde, denize karşı sol tarafta bir küçük han vardır. Denizde kötü hava şartlarının düzelmesi için çoğu zaman gemiler burada beklerler. Yakınında bir iki güzel hoş kaynak suyu olup, yolcular suyu oradan içerler.

 

Bartın Irmağı suyunun denize karıştığı yerde, ırmaktan denize doğru çıkarken sağ tarafında veya denizden içeri doğru girerken sol tarafta olan, suyla beraber kalkan gibi dik bir kaya uzanmıştır.  

 

BARTIN IRMAĞI BOĞAZ BÖLGESİ ve LİMAN AĞZI

BARTIN  IRMAĞININ KARADENİZE DÖKÜLDÜĞÜ BOĞAZ BÖLGESİ

 

Eğer onu kırıp parçalayıp temizlemiş olsalar, içeride kalan limana (Gürgenpınarı İskelesi’ne) büyük kalyon gemileri de girmiş olurdu.(5) Arzu etseler biraz masrafla bu iş olur. Bir sal yapıp salın üstünden  kayalara delikler açıp barutla parçalayıp kayalar temizlenebilir.

 

Üst tarafında gayri müslimler zamanından kalmış palanga yeri vardır.

 

Bu Bartın’dan nehir kenarını takip ederek Ulus’a gidecek olanlar öğleden sonra kasabadan geri dönüş yaparlar. Derbend Ağzı’nda (Derbent Ağzı Köyü) Boğaz yakınında güzel ve hoş kiraz bahçelerinde yatarlar.

 

Oradan Derbend (Gökırmak) Nehri boyunca devam edip, tahminen dört saatlik mesafe gidildikten sonra, nehrin sol tarafından Ulus kazasına varılır.

 

Derbend (Derbent Köyü ve Derbent Boğazı) geçildikten sonra Borli (Safranbolu), Ovayüzü (Ovacuma) ve Eflani tarafına gitmek isteyenler (Tarihi Eski Taş Köprü üstünden) nehri geçip sağ tarafdan doğuya doğru giderler. Ulus’a ve Gökbeli yönüne gidecek olanlar ise sol taraftan tamamen doğuya doğru giderler(6)

 

Bu Derbend(7) (Derbent Boğazı) son derece gidilmesi zor olan yerde (Derbent ve Yenihan Köyleri arasında) bir yoldur. Dağların iki tarafları, sanki gök yüzüne baş kaldırmış gibi kayalık ve ormanlıktır. Yoldan başka bir yerden yürümek, gelip gitmek mümkün olmaz.

 

 Bu nehrin derin olan yerlerinde üç vukiyye (3 okka) gelen alabalık olur.

 

  SAYFA 318

 

Bartın Kazası’ndan Ulus’a ancak iki yol vardır. Birisi bu meşhur Derbend (Derbent Ağzı Köyü) yoludur. Diğeri ise sol taraftan Furunlu (Furunlu Köyü) adındaki köyden devam edilip, yüksek sıra dağlar aşıldıktan sonra, Ulus kazası sınırındaki Orma (İnceçam Köyü) adındaki çiftliğe varılır.

 

Fakat ikisi de zor gidip gelinen bir yol olduğundan yüklü beygirler güçlükle yürürler. Ama Osmanlı Devleti arzu etse, bir miktar para harcayarak bu yolu temizleyip düzeltse tomruk çekmek çok daha kolay olur. Fakat yolun yapılması durumunda memleket harap olur.

 

Gökbeli ve Uluyayla’nın kerestesi sadece Osmanlı Devleti’ne değil dünyaya yeter. Denize gibi sonsuz dağlardır.

 

BARTIN IRMAĞI KENARINDA GEMİ TERSANELERİ

BARTIN IRMAK YOLU ÜSTÜNDE GEMİ TERSANESİ

YALI TERSANESİ yanında TAHMİL TAHLİYE İSKELESİ

GÜNÜMÜZDE IRMAK KENARINDA YALI BÖLGESİ

 

Devlet tarafından işin başına görevli olarak atanmış olan memurlar, fazla mal sahibi olabilme aç gözlülüklerinden  dolayı, hali vakti yerinde olmayan insanları inciterek, haksız isteklerde bulunabilirler.(8)

 

Bu büyük Derbend’den (Gökırmak ucundaki Uluçay) Ulus Kazası’na çıkıldığı yerde, yine Gayri Müslimler zamanından kalma palanga kalıntıları vardır.

 

 

Devamı için bakınız.....

 

ULUSLU İBRAHİM HAMDİ EFENDİ - ATLASI

 

  Zafer ÇELEBİ / Ulus (BARTIN) - 2005

 

 

TARİH 2005 - Araştırmalar

(1) ULUS MÜFTÜSÜ  ( Müftülük veya Şeyhülislamlık )

Osmanlı Devleti'nde XV. yüzyılın başlarında Şeyhülislamlık makamı, yani o yıllarda başkent olan İstanbul’da din işlerini devlet adına yöneten ve yönlendiren Osmanlı Devletinin Diyanet İşleri Dairesi  kuruldu. 

 

Fetvâ verme yetkisi bu makama aitti. Zaman içinde bu konuda özel bir prosedür ve "Fetvâhane" adlı bir teşkilat geliştirilmekle birlikte, Meşihat Makamı'na bağlı olarak Vilâyet, sancak ve kazalarda halkın sorularına cevap veren müftüler de bulunmaktaydı. 

 

Müftü veya Şeyhülislam: Kendisine sorulan din ve hukukla ilgili konularda dini hükümlere uygun olarak karar verirdi. 

 

Şeyhülislâm ise Osmanlı idarî yapısında Sadrazamdan sonra başta gelenidir. Tanzimat'la beraber hükümetin bir üyesi olarak Şeyhülislam, kabinede yer aldı. Ayrıca devletin Şer'iyye mahkemeleri, Şeyhülislamlığa bağlıydı.

 

Yazarımız İbrahim Hamdi Efendi'nin eserin yazdığı  yıllarda Ulus Kaza Kadısının, Fetva Makamı olan Ulus Müftüsü; Kara İbrahim Efendi'dir.

 

Aynı zamanda yazarımız, Müftü Kara İbrahim Efendi'nin, Ulus'a bağlı Belaksarnıç Köyünden olduğunu Küçük Endüz Köyü bahsinde belirtmektedir. Ayrıca bu Bartın bahsinde ise burada hanı olduğundan söz etmektedir. Bu han hangisi olduğunu henüz tespit edemedik.

 

 

(2) İBRAHİM PAŞA CAMİSİ (Orta Cami)

Bosna Valisi İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. İlk yapım yılı kesin olarak bilinmemekle beraber değişik tarih kaynaklarındaki karşılaştırmalara göre H.1125 (M.1715) tarihlerine rastlamaktadır. İbrahim Hamdi Efendi’nin M.1729 senesinde memleketine gelirken gördüğü ve çevresindeki yapılarla birlikte  yanmış olduğunu ifade ettiği yerde bu cami ile ilgili tarih belirtilmemiştir. O yıllarda yanan cami yeniden yapılmasından sonra M.1864 tarihinde bir kez daha yanmış. Tekrar yaptırılmış ve bu kez de 1897 yılında yine yangın geçirdiği, 1898 yılında yeniden yaptırılarak 1902 yılında ibadete açıldığı bilinmektedir. 1968 yılında meydana gelen Bartın depreminde hasar meydana gelmiş ve deprem sonrası tamir görmüştür. 12’si büyük kubbenin etrafında olmak üzere 32 pencerelidir. Kare planlı, tek kubbeli ve tek minarelidir.

 

Ana malzeme; köşelerde blok kesme taş, diğer kısımları moloz taştır. Altında 11 adet dükkan bulunmaktadır. Caminin arka tarafta zemin kat ortadan girişte abdest alınan  büyükçe odanın ortasında,  yazarımızın eserinde bahsettiği süslenerek mermerden yapılmış ve çevresinde çeşmeler olan bu su sebili caminin ilk yapılış tarihinden kalan eserdir. Cami önünde de aynı şekilde süslü mermerden yapılmış çeşmeler varmış, fakat caminin çevresindeki ahşap evlerle birlikte eski tarihte geçirdiği ilk yangın sonrasında hasar gördüğü için kaldırılmıştır.

 

(3) YİRMİBEŞ BÖLÜK ( Voyvoda Yirmibeşbölükoğulları )

H.1104 (M.1698) senesinde Bolu Sancağı’ndaki kaza ve kasabaların voyvoda yönetimlerine bırakıldığı bilinmektedir. Bu, devlet otoritesi boşluğunun yerel güçlerce doldurulması açısından önemlidir. Sancakdaki kırk elli kadar köyün, bir arada, “Voyvoda”, “Mütesellim”, “Serdengeçti ağası” ünvanı verilen yerli halk içindeki ağalara bırakılması, Bartın-Ereğli-Amasra üçgeninde kalan kalan yöreler için o dönemde bir kural olmuştur. 

 

Bolu Sancağı’nda teşkil edilen “Voyvodalar Konfederasyonu” içinde, Bartın ve Amasra’yı Çalıkoğulları ile Yirmibeşbölükoğullarının temsil ettikleri; çevre ayan ve voyvadalarının, senede iki kez (Ruz-ı Kasım ve Ruz-Hızır) Kasım ve Mayıs ayları başında yönetimleriyle beraber Bolu’ya giderek Bolu Hasları Voyvodasının başkanlığında toplanıp ortak yönetim kurallarını ve yöresel sorunları tartıştıkları bilinmektedir. Bu toplantı sonrasında, her voyvoda, kendi kazasının vergi pusulası ile tevzi defterlerini alıp bölgelerine geri dönerler.

 

Bartın ve Amasra ayanları olan Çalıkoğulları ve Yirmibeş Bölük oğullarının kökende hem akraba hem de yeniçeri oldukları kuşkusuzdur. Muhtemelen XVIII. yüzyıl ortalarına doğru Amasra’ya yerleşen ilk Ocaklı’nın Yirmibeş Bölük'den Ahmed Ağa olduğu, oğluna ait mezar taşındaki bilgiye dayanılarak ileri sürülebilir.

 

Yazarımız İbrahim Hamdi Efendi eserini yazmakta olduğu 1749 senelerinde yaptığı tespitlere göre, bu kaza voyvodalıkla yönetilmekte olduğundan, voyvoda ailesine yakın guruplar, toplumun diğer insanlarından  daha farklı davranış içinde oldukları görülmektedir.

 

O dönemlerde Bartın  kazanın idari, hukuki  ve ekonomik yönetimi  voyvodalık olarak, Yirmibeş Bölükoğulları ve Çalıkoğulları’na verilmiş olması nedeniyle, bu grubun içinde böyle olayların meydana gelmesi o zamana göre normaldir. Çünkü devletin denetim ve kontrol sistemi voyvodalık olarak onlara verilmiş olması ile birlikte, kendilerine dokunulmazlığı da beraberinde getirmiştir.

 

Bu voyvoda yönetiminden korkan veya çekinen halk olumsuz davranışlara belki ses çıkartmıyor veya aynı cemmate yakın olan diğer gruplar da onlara uygun davranışlar sergiliyor olabilirler.

 

Yazarımız İbrahim Hamdi Efendi’nin eserini meydana getirdiği yılarda Bartın Kazası halkı genel olarak Müslüman ve Gayri Müslim topluluklardan meydana gelmiş bir etnik yapıya sahiptir. Ayrıca Osmanlı Döneminde Varna, Mora gibi değişik bölgelerden buraya gönderilmiş değişik etnik yapı ve kültüre sahip insanların bir arada yaşamaya zorlandığı bir durumla karşı karşıya bırakılmıştır. Bu etnik yapı içinde yüzyıllardır beraber yaşamış olan iki ayrı inanç grubu birbirlerinden   çeşitli değer yargılarını almış veya kaybetmiş, diğer bir ifadeyle “asimilasyon” yaşamış olabilirler. O günlerde yaşanmış olan sosyolojik durumu o çağa göre değerlendirip  hoşgörü ile karşılamak gerekmektedir.

 

 

Kaynaklar:

 

Necdet SAKAOĞLU, Çeşm-i Cihan AMASRA, İstanbul 1998

Kemal SAMANCIOĞLU, İktisadi ve Ticaret Bakımdan BARTIN, Ankara 1942

 

 

(4) KARTLAÇ

Mısır ve buğday unu karıştırılarak veya sadece mısır unundan içine maya katmadan ve hamurun mayalanmasını beklemeden, bölgede günümüzde de kullanılan saç veya kayagan taşı üstünde pişirilen ekmeğin adına Kartlaç denmektedir.

 

 

(5) BARTIN IRMAĞI  ve GÜRGENPINARI LİMANI 

Bartın Irmağının Karadeniz’e döküldüğü, boğaz olarak adlandırılan nehir ağzından orta boy kalyon ve yük gemileri eski tarihlerde Gürgenpınarı Limanı’na kadar gelirlermiş.

 

Gürgenpınarı’na kadar orta boy gemilerin gelip limana yanaşması 1897 senesinde sona ermiş. Çünkü bu yıllarda Bartın ırmağının Karadeniz’den içeri girilen, Boğaz yolu her geçen yüzyıl nehir yatağı boyunca, uzak mesafelerden gelen sel akıntısı ile beraber, tabanda kum yığılmaları oluşmuş ve gemiler artık bu tarihten sonra limana ulaşamaz olmuştur.

 

Bu konu ile ilgili H.1317 / M.1901 tarihli Kastamonu Salnamesinde yazılı olan bilgiler şöyledir.

 

“...Telatum-ı derya, nehrin munsabbı olan boğaz nam mahalle kum imla etmekle ve esasen dahi nehr-i mezkur muhtad-ı tathir ve ta’mik olmağla merakib-i cesime-i bâ-hriyenin seyr ü hareketine mani olan avarızın ref’i içün ba’irade-i seniyye irsal buyrulan bir tarak dubası ifa-i ameliyyat... ( = Deniz dalgaları, nehirin denize döküldüğü yer olan “Boğaz” adındaki bölgede kum yığınları oluşturmuş. Derin yerlerde olduğundan, büyük deniz vasıtalarının ırmak boyunca içeri doğru hareket etmesine  engel olan kum yığınlarını kaldırmak için, kudretli padişahın bu işin yapılması için verdiği yazılı fermanla, bir Tarak Dubası imal ettirilmiştir)

 

 

(6) BARTIN DERBEND YOLU                      

     Gökırmak (Uluçay) Boyunca Gidilen Yol

 

Yazarımız eserinde bahsettiği senelerden M.1920 tarihlerine kadar aynı yol güzergahı kullanılmış. Derbent köyü geçildikten sonra Derbent ağzı denilen bölgede M.1928 senesinde Gökırmak diğer adıyle Uluçay üzerinde yapılan Kirazlık köprüsü ile beraber yenilenen yol güzergahı ulaşım şeklini değiştirmiştir. Günümüze kadar yenilenmiş olan bu ulaşım şekli süre gelmiştir.

 

Eserde tarif edilen güzergah ise şöyledir; Derbent köyüne kadar gelinir. Derbent ağzı olarak bildiğimiz bölgeye ise, Ulus yönüne doğru nehrin solundan gidilirmiş. Bartın’da işlerini bitirenler, öğleden sonra geri dönerler. Geç kalıp, akşam karanlığına kalmış olanlar Derbent ağzında kiraz bahçeliklerinde yatarlarmış. Çünkü yolun ilerisi akşam saatinden sonra gerek yabani hayvanlar ve gerekse eşkıyalar yüzünden güvenli olmazmış. Daha sonraki yıllarda aynı bölgede bir han inşa edilmiş. Günümüzde han binasının harabe olmuş temel yapısı 1928 senesinde yapılmış;  Kirazlık köprüsünden geçildikten sonra Ulus istikametine gidilirken sol tarafta büyük kavlan ağacı yanında görülebilmektedir. Yazarımızın bahsettiği senelerde Derbent kirazlık bahçeliğinde geceleyenler, ertesi gün buradan hareketle yine soldan devam edilerek gidilen yol ile varılacak yer; günümüzde Öküz gölü olarak bilinen 1982 senesinde bölgede meydana gelen sel baskını sonunda yıkılmış olan ve Tarihi Taş köprünün yerine yapılan beton köprünün başıdır.

 

O dönemde Ulus ve Gökbeli istikametine gidecek olanlar, tarihi Taş Köprü’yü geçmeden önce, soldan devam edip, Orma (İnceçam) köyü altından nehrin sol kenarından sürekli doğuya doğru giderlermiş.

 

Ovacuma, Eflani, Safranbolu istikametine gidecek olanlar ise, Taş Köprü’den karşıya, nehrin sağ tarafına  geçer,  nehir kenarından tamamen doğuya doğru giderlermiş.

 

 

(7) DERBEND

İki dağ arasında boğaz özelliğine sahip geçit yerdir. Osmanlı Devleti, bu özelliğe sahip yerlerde özellikle ticaret kervanlarının ve gelip geçen yolcuların güvenliğini sağlamak amacıyla, karakollar ve kaleler kurar  ve buralarda askeri birlikler görevlendirirdi. Bu askeri birliklerin komutanlarına Derbend Ağası denilirdi.

 

Günümüzde karayolu ile Bartın İlinden Ulus İlçesine giderken, Kirazlık Köprüsünden önce gelinen ve geçmiş tarihte burada güvenliği sağlayan  Derbend Ağasından adını almış olan Derbend Ağası Köyü vardır.

 

Kirazlık Köprüsü geçildikten yaklaşık 200 m. sonra yolun sol tarafında Derbend Boğaz bölgesine girerken büyük bir kavlan ağacı (Akçaağaç) vardır.

 

Bu ağacın dibinde halen taş temel yapıları çalılıklar içinde görülmektedir. Eskiden orada bir han ve hanın yanında bir karakol varmış. 1940 senesine kadar yaya gidiş gelişler hala yapıldığından aynı handa konaklama yapılırmış.

 

Derbend geçildikten sonra ileride Yenihan adlı köyde Eflani ve Safranbolu istikametinden gelip, Bartın yönüne gidecekler için daha henüz derbent bölgesine girmeden, geç saatlere kalmaları halinde geceleyebilmeleri için Yeni Han adında bir başka konaklama yeri daha varmış.

 

Bartın – Ulus arasındaki Derbent yolun tarihte pek güvenli yol olmadığından söz edilmektedir. Geç saatlere kalmış olan yolcular türlü zorluklar ve korkularla  bu yoldan giderlermiş. Ancak daha sonraki yıllarda Derbent geçidinin iki tarafı güvenli hale getirilmiş ve geç saatlere kalmış yolcular için her iki tarafta hanlar yapılmış. Geceleri bu hanlarda konaklar, ertesi gün Derbent’ten geçer, yollarına devam ederlermiş.

 

 

(8) ORMAN ÜRÜNLERİNDEN ALINAN KERESTE VERGİSİ

 

XVII. yüzyıldan itibâren devlete gelir getiren kaynaklar, yavaş yavaş belirli bedel karşılığında şahıslara verilmeğe başlanmış. Bu usulün adına iltizam denilirmiş. İltizamı üzerine alan kimseler, yani mültezimler; geliri devlete peşin olarak öderler, sonra bunu halktan tahsil ederlermiş. O yıllarda hükümet, kereste vergisini aşar vergisi gibi açık artırmayla mültezime ihale edermiş. 

 

Mültezimler de iskele ve pazar yerlerini tutarak hükümet adına vergi tahsil ederlermiş. Hatta birçok yerde kereste vergisi alabilmeleri için ormanlar dahi mültezimlere kesim ve biçim yapmak üzere verilirmiş. Bu mültezimler de ormanları kolaylarına geldiği ve diledikleri gibi keserlermiş.

 

1884 tarihinden önce bölgede özellikle Bartın’da kereste depoları ve kereste işleri yapan tüccarlar yokmuş. Önceki yıllarda orman köylüleri geçimlerinin bir bölümünü ormanlardan sağlarmış. Bunun için kestikleri ağaç kütüklerinden el bıçkıları ile kalas, tahta ve diğer ürünleri biçerler. Kendi yaptıkları arabalara koştukları manda, öküz vs. hayvanları ile bu keresteleri Bartın Kazasına getirirler. Günümüzde Yalı İskelesi olarak bilinen yerde o dönemde Tahmil Tahliye İskelesinde her çeşitten kereste ürünlerinin orman köylüleri ve alıcıları arasında ticareti yapılırmış. Deniz yolundan nakliye yapan gemici kaptanlar tarafından gemilerine yükleyeceği kadar keresteleri satın alırlar. İstanbul’a ve diğer memleketlere götürülerek oralarda satarlarmış.

 

O yıllarda günümüzdeki gibi Orman İşletme ve Muhafaza Teşkilatları yoktur. Orman kaynaklarından geçim sağlayan köylüler, biçtikleri kereste ürünlerini, katır, manda veya öküz arabalarına yükleyip, pazara satmak üzere getirirler. Genel olarak Karadeniz bölgesinin tümünde ahşap ağırlıklı özellikle karkas geçme tekniğinde evler yapıldığından, bölgede ve yakın komşu bölgelerin köy, kaza ve vilayetlerde biçilmiş kereste ürünleri üzerinden ticaret yapılırmış.

 

Yazarımızın metinde anlatmak istediği konu, günümüzde Bartın – Yalı da eski adı “Tahmil Tahliye İskelesi” olan Geçit Mahalli (Gümrük) pazarına getirilen, kereste yüklü her bir arabadan, Osmanlı Devleti tarafından görevlendirilmiş mültezim, yükünün onda biri kadar orandaki kısmını “Kereste Vergisi” adı ile arabalarından mal olarak alınırmış. Belirli bir zaman sonra vergi olarak alınmış, bu kereste ürünleri bir köşeye yığılarak açık artırma ile satılır, elde edilen gelir ise İstanbul Gümrüğü tarafından atanmış memura kalırmış.

 

Bölgeye devlet tarafından işin başına görevli olarak atanmış memurlardan bazıları kısa zamanda fazla mal sahibi olabilmek amacı ile aç gözlülük yapıp, hali vakti yerinde olmayan köylüyü kandırıp, arabasından alması gereken orandan fazla miktarda keresteyi yine vergi bahanesiyle alarak adam kandırırlarmış.

 Araştırma / Zafer ÇELEBİ

 

 

ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

Zafer ÇELEBİ

GSM 0535 308 16 56

E-Posta Gönderebilirsiniz........!

MSN Massenger İletişimi Sağlayabilirsiniz....!